26 Temmuz 2017 Çarşamba

HANGİ KAN?


Ah şimdi kimi ısırsam, kanını içsem.

Şu gençler oturmuş sohbet ediyorlar. Şunların mı kanını içsem, dalsam aralarına.

Şu insan grubu, entelektüeller galiba, kanlarını içsem, hiç çekilmez valla, ne o öyle caz dinliyorlarmış. Hiç de eğlenceli değil. Caz ne ya, Amerikan arabeski. Boşver onları.

Şu kız öyle durmuş bakıyor, depresyonda belli, şimdi onu ısırsam ben de depresyona girerim. Sonra gider son hızla bir duvara çarpar intihar filan ederim, aman aman kalsın.

Şu adam ne ya acaba, büyücü gibi bir duruşu var, büyü çözücü veya. Bunlar safran kullanıyormuş. Safran mürekkebi ile büyüleri yazıyorlarmış. Bunun kanı zarar verebilir, kötü etkilenirim.

Neşeli birinin kanını içmeliyim. Mutluluk versin, neşelendirsin bari, bu sıcakta. Bol bol içerim kanını, şişerim, sonra da gider uyurum bir gölgede.

İnsanların sorunları varmış, biz sivrisineklerin de var. Rakibimiz bile var. Yakan sinekler. Yaz aylarında onlarla paylaşamıyoruz insanları.

25 Temmuz 2017 Salı

EN SICAK GÜN


Ayy ayy bu sıcaklar bilemiyorum. Minnak bir vantilatör aldım. Klima da takıldı ama çalıştırmadan önce temizliği yapılacakmış, servis gelecekmiş. Nem azalınca kapı pencere açıyoruz. Sıcakta insan başka bir insan oluyor, sanki yaşamıyor gibi.

Evdeki kuş da uyurken kendi kendine ninni söylüyor sanırım. Yanına gittiğimizde öptüğümüzde üstümüze ağzından yem fırlatıyor, o da sıcaktan delirdi iyice. Geçen gün salıncakta sallanırken hızını alamadı bir ayağı kaydı diğeriyle tutunurken tepetaklak kaldı sonra da bağırıyor sanki başkası bir şey yapmış gibi. Kendini düzeltemeyince de aşağı düştü.

Bu sıcakta en iyisi metroya binmek saatlerce dolaşmak, kitap okumak. Ama dışarı çıkmak da zor. Büyük şehir, çevrede dev gibi AVM’ler var ama çevreleri hiç de modern değil. Karanlıkta gece alışveriş merkezinin bir tarafına yürüsen koca koca köpekler, diğer tarafına yürüsen iki ayaklı eşkiyalar.

Sıcakta insan tuhaf rüyalar görüyor. Bir rüyamda, yolda yürürken bir ağaçtan üstüme bir sansar atladı, koş koş bir hal oldum. Diğer bür rüyamda ise bir askeri bölgedeydim. Etrafta bir sürü subay, üst rütbeliler, bir dolu general. Omuzlarında hep yıldız dolu. Ne oldu diyorum nereye düştüm ben ne çok yıldız var, hangi galaksi burası.

Tam da evde tadilat yaptırdığımız günler, anneannem apandisit ameliyatı oldu, bir gece ben bir gece annem refakatçi oluyoruz. Anneannem son zamanlarda her şeyi kötüye yoruyordu, ben de kızıyordum ona.  Ben de mi böyle olacağım yaşlanınca diye, acaba genetik mi diyordum. Günlerdir tadilat temizliği de yapıyorum ama annem hiçbir zaman sevmez yaptıklarımı, benim arkamdan o da dipbucak bir daha temizler şimdi.

Arada balkonda oturuyorum, internet çekmiyor diye annemlerin odasına geçtim sonra. Sütlü neskafe yaptım, müzik dinledim, çevreyi izledim. Herkes balkonda yaşıyor sanki, o yüzden ben rahat oturamıyorum, karşıdakilerle göz göze geliyoruz. O yüzden gece çıkmak daha güzel. Balkonda uyuyan bir çocuk var gece. Başka bir minik kız da babaannii, babaannii diye bağırıyor, aşağıda bahçede.

BURUN



Doktor saat 10’a kadar hafif bir kahvaltı yap dedi sonra 10’dan sonra hiçbir şey yeme içme su bile içme dedi. Burnumda bir eğrilik varmış, zor nefes alıyorum, bir de et varmış. Öğleden sonra ameliyat oldum.

Bayılttılar, elime ameliyattan önce damar yolu açtılar o da önce kemiklerime rast geldi önce, iğneyi soktular, acıdı içinde ama olmadı, çıkarıp başka yerinden vurdular, serum bağlandı. Öyle ameliyata gittim.

Ameliyattan uyandım, titreme falan geldi, ben kalkıyorum onlar yatırıyor falan tabii ben orada kendimde değilim, narkoz. Bir gece yatırdılar. Burnum kanadı, değiştirdiler gazlı bezi. Halamla annem kaldı gece.

Eve gelince ağrım oldu, gece uyuyamadım, uyusam uyanıyorum bir ağrıyla. Bir türlü uzun süreli uyuyamadım. En fazla bir saat uyuyabildim.

Birkaç gün geçsin, tamponları çıkarıcaktı doktor. Gözyaşımızın kemiği burnumuzun üst tarafındaymış, doktor, o kemiği de kapatmış, gözünden yaş akabilir, gözlerin yanabilir dedi. Dudağımın üst iç tarafı da yara, kan oraya toplanıyormuş, oraya da bişeyler yapmışlar herhalde, uyuyorum ben tabii o ara.

Burnum ful kapalı tabii uyumak zor. Ağızdan hapşırıyorum, burnum doluyor o zaman, iyice sızlıyor. Tamponları çıkardı bir iki gün sonra doktor. İlkinde bir bağırdım, ikincide gittim, bayılmışım, uyandım, diğerlerini de çıkarmışlar, acıdan bayılmışım. Doktor ayaklarımı yukarı kaldırıp tutmuş, başım dönüyor, böyle kulağıma dıın diye sesler geliyor, doktor iyi misin diye bağırıyor, ilk konuşamadım, sonra iyiyim dedim, bir daha sordu, iyiyim dedim.

Tek burnumdan nefes alabildim. Alçılar duruyor. Sprey verdi doktor, Otrivine, gripte kullanılan ilaç.

24 Temmuz 2017 Pazartesi

BENİ HOŞ TUT


Beni hoş tut. Hoş tutmak zorundasın. Ben senin beyninim.

Hoş tutmazsan, beni çok sıkarsan, yorarsan, indiveririm şalteri. Ben olmadan bir hiçsin sen.

Beni gezdirmelisin, güzel şeyler göstermelisin. Deniz görmeliyim, yolculuk etmeliyim. Arada bir mantığını da kullanmalısın. Aptal, saçma şeylere harcama beni.

Bazen romantizm de lazım. Hafif ve mutluluk verici şeyler de isterim. Ama hep hafif de olmaz. Arada biraz ciddi konular da olmalı. Edebiyat, sanat, felsefe gibi ama çok da değil yani.

Beyin bu çok işine yarıyor ama küçük bir şey sonuçta. Sana çok lazım. Yani sana daha uzun zaman lazımım o nedenle beni çok üzme sen yine de.

O zaman ben de sana hoş davranırım.

23 Temmuz 2017 Pazar

TAKSİM BAHÇESİ


Murat Arda

Destek Yayınları

Murat Arda son dönem yazarlarımızdan ve diliyle, konularıyla kendine özgü.

Daha önce Pelin adlı romanını okumuştuk. O romanda, Beyoğlu’nda yaşayan kamaşık kültürlü genç insanları anlatmıştı. Renkli bir dil ve renkli karakterler vardı.

Bu kez yine Beyoğlu’nu anlatıyor ve Taksim’i. Gezi Parkının yerinde eskiden var olan Taksim Bahçesi’ni ve tarihini. Roman Osmanlı döneminde başlıyor ve günümüze dek geliyor. Bu uzun süreçte o yörede yaşayan yerli ve yabancı insanları, azınlıkları görüyoruz.

Roman kahramanı Erkin adlı bir oğlan. Erkin zamanda ileri geri gidiyor ve bütün bir tarihi onun yaşadıkları yoluyla öğreniyoruz. Yine renkli ve şaşırtıcı bir dil ve renkli karakterler.

Roman hem eleştirel hem de komik. Gerçekten de ülkemizin karmaşık kültürünü yansıtıyor yazar yine. Murat Arda, son dönemde belki de en ilginç yazar.

Not:3/4