26 Temmuz 2017 Çarşamba

HANGİ KAN?


Ah şimdi kimi ısırsam, kanını içsem.

Şu gençler oturmuş sohbet ediyorlar. Şunların mı kanını içsem, dalsam aralarına.

Şu insan grubu, entelektüeller galiba, kanlarını içsem, hiç çekilmez valla, ne o öyle caz dinliyorlarmış. Hiç de eğlenceli değil. Caz ne ya, Amerikan arabeski. Boşver onları.

Şu kız öyle durmuş bakıyor, depresyonda belli, şimdi onu ısırsam ben de depresyona girerim. Sonra gider son hızla bir duvara çarpar intihar filan ederim, aman aman kalsın.

Şu adam ne ya acaba, büyücü gibi bir duruşu var, büyü çözücü veya. Bunlar safran kullanıyormuş. Safran mürekkebi ile büyüleri yazıyorlarmış. Bunun kanı zarar verebilir, kötü etkilenirim.

Neşeli birinin kanını içmeliyim. Mutluluk versin, neşelendirsin bari, bu sıcakta. Bol bol içerim kanını, şişerim, sonra da gider uyurum bir gölgede.

İnsanların sorunları varmış, biz sivrisineklerin de var. Rakibimiz bile var. Yakan sinekler. Yaz aylarında onlarla paylaşamıyoruz insanları.

25 Temmuz 2017 Salı

EN SICAK GÜN


Ayy ayy bu sıcaklar bilemiyorum. Minnak bir vantilatör aldım. Klima da takıldı ama çalıştırmadan önce temizliği yapılacakmış, servis gelecekmiş. Nem azalınca kapı pencere açıyoruz. Sıcakta insan başka bir insan oluyor, sanki yaşamıyor gibi.

Evdeki kuş da uyurken kendi kendine ninni söylüyor sanırım. Yanına gittiğimizde öptüğümüzde üstümüze ağzından yem fırlatıyor, o da sıcaktan delirdi iyice. Geçen gün salıncakta sallanırken hızını alamadı bir ayağı kaydı diğeriyle tutunurken tepetaklak kaldı sonra da bağırıyor sanki başkası bir şey yapmış gibi. Kendini düzeltemeyince de aşağı düştü.

Bu sıcakta en iyisi metroya binmek saatlerce dolaşmak, kitap okumak. Ama dışarı çıkmak da zor. Büyük şehir, çevrede dev gibi AVM’ler var ama çevreleri hiç de modern değil. Karanlıkta gece alışveriş merkezinin bir tarafına yürüsen koca koca köpekler, diğer tarafına yürüsen iki ayaklı eşkiyalar.

Sıcakta insan tuhaf rüyalar görüyor. Bir rüyamda, yolda yürürken bir ağaçtan üstüme bir sansar atladı, koş koş bir hal oldum. Diğer bür rüyamda ise bir askeri bölgedeydim. Etrafta bir sürü subay, üst rütbeliler, bir dolu general. Omuzlarında hep yıldız dolu. Ne oldu diyorum nereye düştüm ben ne çok yıldız var, hangi galaksi burası.

Tam da evde tadilat yaptırdığımız günler, anneannem apandisit ameliyatı oldu, bir gece ben bir gece annem refakatçi oluyoruz. Anneannem son zamanlarda her şeyi kötüye yoruyordu, ben de kızıyordum ona.  Ben de mi böyle olacağım yaşlanınca diye, acaba genetik mi diyordum. Günlerdir tadilat temizliği de yapıyorum ama annem hiçbir zaman sevmez yaptıklarımı, benim arkamdan o da dipbucak bir daha temizler şimdi.

Arada balkonda oturuyorum, internet çekmiyor diye annemlerin odasına geçtim sonra. Sütlü neskafe yaptım, müzik dinledim, çevreyi izledim. Herkes balkonda yaşıyor sanki, o yüzden ben rahat oturamıyorum, karşıdakilerle göz göze geliyoruz. O yüzden gece çıkmak daha güzel. Balkonda uyuyan bir çocuk var gece. Başka bir minik kız da babaannii, babaannii diye bağırıyor, aşağıda bahçede.

BURUN



Doktor saat 10’a kadar hafif bir kahvaltı yap dedi sonra 10’dan sonra hiçbir şey yeme içme su bile içme dedi. Burnumda bir eğrilik varmış, zor nefes alıyorum, bir de et varmış. Öğleden sonra ameliyat oldum.

Bayılttılar, elime ameliyattan önce damar yolu açtılar o da önce kemiklerime rast geldi önce, iğneyi soktular, acıdı içinde ama olmadı, çıkarıp başka yerinden vurdular, serum bağlandı. Öyle ameliyata gittim.

Ameliyattan uyandım, titreme falan geldi, ben kalkıyorum onlar yatırıyor falan tabii ben orada kendimde değilim, narkoz. Bir gece yatırdılar. Burnum kanadı, değiştirdiler gazlı bezi. Halamla annem kaldı gece.

Eve gelince ağrım oldu, gece uyuyamadım, uyusam uyanıyorum bir ağrıyla. Bir türlü uzun süreli uyuyamadım. En fazla bir saat uyuyabildim.

Birkaç gün geçsin, tamponları çıkarıcaktı doktor. Gözyaşımızın kemiği burnumuzun üst tarafındaymış, doktor, o kemiği de kapatmış, gözünden yaş akabilir, gözlerin yanabilir dedi. Dudağımın üst iç tarafı da yara, kan oraya toplanıyormuş, oraya da bişeyler yapmışlar herhalde, uyuyorum ben tabii o ara.

Burnum ful kapalı tabii uyumak zor. Ağızdan hapşırıyorum, burnum doluyor o zaman, iyice sızlıyor. Tamponları çıkardı bir iki gün sonra doktor. İlkinde bir bağırdım, ikincide gittim, bayılmışım, uyandım, diğerlerini de çıkarmışlar, acıdan bayılmışım. Doktor ayaklarımı yukarı kaldırıp tutmuş, başım dönüyor, böyle kulağıma dıın diye sesler geliyor, doktor iyi misin diye bağırıyor, ilk konuşamadım, sonra iyiyim dedim, bir daha sordu, iyiyim dedim.

Tek burnumdan nefes alabildim. Alçılar duruyor. Sprey verdi doktor, Otrivine, gripte kullanılan ilaç.

24 Temmuz 2017 Pazartesi

BENİ HOŞ TUT


Beni hoş tut. Hoş tutmak zorundasın. Ben senin beyninim.

Hoş tutmazsan, beni çok sıkarsan, yorarsan, indiveririm şalteri. Ben olmadan bir hiçsin sen.

Beni gezdirmelisin, güzel şeyler göstermelisin. Deniz görmeliyim, yolculuk etmeliyim. Arada bir mantığını da kullanmalısın. Aptal, saçma şeylere harcama beni.

Bazen romantizm de lazım. Hafif ve mutluluk verici şeyler de isterim. Ama hep hafif de olmaz. Arada biraz ciddi konular da olmalı. Edebiyat, sanat, felsefe gibi ama çok da değil yani.

Beyin bu çok işine yarıyor ama küçük bir şey sonuçta. Sana çok lazım. Yani sana daha uzun zaman lazımım o nedenle beni çok üzme sen yine de.

O zaman ben de sana hoş davranırım.

23 Temmuz 2017 Pazar

TAKSİM BAHÇESİ


Murat Arda

Destek Yayınları

Murat Arda son dönem yazarlarımızdan ve diliyle, konularıyla kendine özgü.

Daha önce Pelin adlı romanını okumuştuk. O romanda, Beyoğlu’nda yaşayan kamaşık kültürlü genç insanları anlatmıştı. Renkli bir dil ve renkli karakterler vardı.

Bu kez yine Beyoğlu’nu anlatıyor ve Taksim’i. Gezi Parkının yerinde eskiden var olan Taksim Bahçesi’ni ve tarihini. Roman Osmanlı döneminde başlıyor ve günümüze dek geliyor. Bu uzun süreçte o yörede yaşayan yerli ve yabancı insanları, azınlıkları görüyoruz.

Roman kahramanı Erkin adlı bir oğlan. Erkin zamanda ileri geri gidiyor ve bütün bir tarihi onun yaşadıkları yoluyla öğreniyoruz. Yine renkli ve şaşırtıcı bir dil ve renkli karakterler.

Roman hem eleştirel hem de komik. Gerçekten de ülkemizin karmaşık kültürünü yansıtıyor yazar yine. Murat Arda, son dönemde belki de en ilginç yazar.

Not:3/4

22 Temmuz 2017 Cumartesi

MİM:YAZ ABUR CUBURU


Öneri Makinesi, benim için sağlam başvuru kaynağı bloglardan biri. Müzik, sinema, kitaplar için. Böyle başka arkadaşlarım da var tabii, başvuru kaynağım olan ve bir sürü şey öğrendiğim. Aysel Ezimova gibi, Kore Manyağı, Mavera, Yürüyen Balık gibi. Onlardan film, dizi, müzik seçiyorum ne güzel oluyor, seçilmişler arasından seçmek, büyük kolaylık.

Öneri Makinesi, aburcuburlar, atıştırmalıklar yazıyor. Pek hoş oluyor, hazır filmler müzikler. Bu kez, yaz aburcuburu ile mimledi. Kendisi de ne güzel yanıtlamış, yine yeni müzikler öğrenmemi sağladı. Bütün müziklere, dizilere, filmlere, kitaplara yetişmek zor.

Biz bize kalanlar mim yapalım demiş. Yani, tatile gitmeyip de burda beraber olup yazı aburcuburla geçirenler, yani dizilerle ve oreo ile tabii. Şarkı listesi yapmış.


Bir/ Yazın çıkan, çok sevdiğin sanatçıdan/gruptan bir şarkı.

Son zamanlarda daha çok Japon ve Koreli şarkıcıları dinliyorum. Ya da grupları. Özellikle kız grupları çok eğlenceli, neşeli oluyor, dinledikçe insanın hoplayası zıplayası geliyor. Yani deniz kenarında suyun içinde dinliyormuş hissi veriyor insana. Bunlardan örneğin üçlü SudannaYuzuYully çok sevimli. Kışın çıkan Oh Boy şarkı ve klipleri çok enerjik neşeliydi, şimdi bu ay çıkan Call Me Now da öyle.



İki/ Bu yaz en yeni keşfin.

Fudanjuku'nun yeni bir kurup kurup birlikte konser vermeleri. İki grubun birlikte sahnede söylediği Kira To Love.


Üç/ Bu yaz sürekli dinlediğin bir şarkı.

Shivaree-Goodnight Moon
Edwyn Collins-A Girl Like You
Sophie Hunger-Le Vent Nous Pontera
Luis Fonsi-Despacito

Üç eski bir yeni şarkı.

Dört/Bu yaz en çok duyduğun şarkı.

Tabikide Tarkan Yolla. Benzinci şarkısı diyorum bu şarkıya. Bütün benzincilerde Bu CD var. Oreo, Twix alırken hep gözümün önünde. 

Beş/Bu yaz eski de olsa dinlemekten vazgeçmeyeceğin bir şarkı.

Ayy Sealed With a Kiss/Jason Donovan

Altı/Senin bu yazını anlatan bir şarkı.

Ah ah Aron Chupa'nın Little Swing şarkısı gibi olsa bu yaz. O klipteki dansları deniz kenarında kayalıklar üzerindeki bir dans pistinde yapıp sonra kayalıklardan suya atlasak.

Aron Chupa-Little Swing.

Ya daaa, Major Lazer DJ Snake-Lean On

Yedi/ Bu yazın sence hiti.

Rita Ora-Your Song

Bu sıcakta yapabilen yapsın mimiii. Aysel, Tuğçe, Mavera, Yürüyen Balık ve herkeşler.

21 Temmuz 2017 Cuma

BİRAZ MÜZİK


Volkan Yıldır-Ben Sende Tutuklu Kaldım
Erdinç Emre Eryılmaz-Sen Hep Böyle Kal
Halsey-Sorry
Cem Adrian/Fazıl Say-İnsan İnsan
Haluk Levent-Sevdana Gönül Verdim
Feride Hilal Akın-Bilir Mi
David Guetta-She Wolf
The Piano Guys-Vivaldi's Winter
Serkan Kaya-Zor Bela
Ersan Er-Tanrım
Sinan Akçıl-Şarttır
İrem Derici-Dur Yavaş
Ahmet Aslan-Susarak Özlüyorum
Dhurata Dora-A Bombi
Silva Gunbardhi-Te ka lali shpirt
Dado Polumenta-Ja Bicu Tu
Nomy-Demons
Exile the Second-Süper Fly
2NE1-Falling In Love
Savage Garden-Two Bedrooms

20 Temmuz 2017 Perşembe

ATEŞBÖCEĞİ



Yazlık dizilerden. Romantik aşk komedisi.

Aslı bir ateşböceği. Şu eski popüler şarkıdaki gibi. Dürüst, akıllı, şirin, atarlı, giderli, sevimli bir kız ve ailesiyle yaşıyor. Ailesinin ekonomik problemleri olduğu için o çalışmak zorunda ve taksi şoförlüğü yapıyor.

Taksi şoförlüğü biraz erkek işi olduğu için herkes farklı tepkiler veriyor onun işine. Ama o iyi bir insan ve iyi bir şoför. Bir gün bir avukatla tanışıyor. Avukat ciddi, işkolik, biraz duygularını kaybetmiş, uzak bir insan.

Dolunay’daki erkek karakter ile aynı çizgideler. Yani erkekler her zamanki gibi birer odun olarak gösteriliyor, haliyle. Ama onlarsız da olmuyor. Kadınlar odun seviyor herhalde. Ancak Kalp Atışı’ndaki karakter düşünceli, duyarlı, sevimli. Haliyle o erkek daha hoş. Kore uyarlaması olduğu için herhalde. Kore’de bizimkiler gibi erkek bulmak güç.

Taksi şoförü kız ile avukat erkek karşılaşıyorlar. Aralarında aynen Dolunay’da olduğu gibi soğuk ama sıcak bir yakınlık var. Uzak ama yakın. O denge, ince ayar seyircinin hoşuna gidiyor zaten. İkisi arasında aşk olacak ama bu kolay da olmayacak.

Ateşböceği karakteri şeker olduğu için dizi neşeyle izleniyor. Bu yaz dizileri de yaz aşkları gibi demek ki. Bir yaz boyu sürecek.

Kalp Atışı, Ateşböceği, sevimli sempatik diziler. Dolunay ise biraz daha serin. Diğer yandan, yazlık Kore dizisi Bride of the Water God da yaza uygun sevimli ve en azından içinde su var. Bizim yazlık dizileri neden deniz kenarında çekmiyorlar ki?

19 Temmuz 2017 Çarşamba

KARUN VE ANARŞİST



İskender Pala

Kapı Yayıncılık

Karun ve Anarşist. Karun, zengin demek, Karun gibi zengin deriz. Yaşamış biri tarihte. Bu romandaki Karun ise yine Karun kadar zengin olan Lidya Kralı, Aslan Kral da denilen Krezus.

Anarşist de, 1970’lerin sonlarındaki anarşi dönemini anlatıyor. O dönemdeki birkaç anarşist gencin yaşamı. Bu romandaki o dönem de 1990’lara dek sürüyor. Yani, romanda iki dönem var. Lidya dönemi ve ülkemizdeki anarşi dönemi.

Bu iki dönem romanda birbirine bağlanıyor. İki dönemde de olayların birbirine benzediğini görüyoruz. İnsanlar benzer davalar ve çıkarlar peşinde. Krezus dönemindeki ilişkiler, hırslar, günümüzde de aynı.

Lidya dönemi Ege’de, özellikle Manisa’da, Uşak’da, günümüzdeki dönem ise özellikle Beyoğlu’nda geçiyor. Krezüs, Perslerin komutanı Keyhüsrev ile savaş halinde. Bu savaştan galip çıkmanın yollarını arıyor. Emrindeki insanlar ise kendi çıkarları peşinde ve aşk da var. 12 Eylül öncesi dönemde ise birkaç genç arkadaş, bir şekilde politikanın içinde. Bir yandan idealler, diğer yandan çıkarlar ve yine aşk. İki dönemi birbirine bağlayan ise Karun hazinesi.

Roman, tarihsel iki süreç içinde insanların payını gösteriyor bizlere. Bir dönem içinde yaşanan olayların ve bu olayların kahramanlarının birbirlerinin hayatları üzerinde nasıl etkili olduğunu anlatıyor.

Tarih sevenler için okunası roman.

Not:3/4

18 Temmuz 2017 Salı

BRIDE OF THE WATER GOD


Yeni başlayan Kore dizilerinden. Henüz dört beş bölüm oldu.

Romantik fantastik komedi. Dizi, The Legend of Blue Sea ile Goblin’e benziyor. Koreliler, eski efsanelerini çok seviyorlar herhalde. Melekler, Tanrılar ve çeşitli nedenlerden dünyaya inen çeşitli Tanrılar. Böyle söyleyince saçma ve komik geliyor.

Ancak bu yönü sadece fantastik, fantezi kısmı. Romantik ve komedi bölümleri ise çok tatlı. Oyuncular her zamanki gibi sevimli, şirin. Tanrıça rolünde ünlü şarkıcı, oyuncu Krystal var. Ünlü f(x) grubundan. Oyuncular, müzikler, konu, her zamanki gibi şirin.

Kuraklık başlar ve Su Tanrısının su getirebilmesi için bir insan gelin gerekmektedir. Su Tanrısı günümüze gelir ve insan gelin ile tanışır. Ama gelin,Tanrının Tanrılığını kabul etmez. Bu arada bir Tanrıça daha vardır çevrede. Bir de iş adamı. Tabii Tanrıya ve geline aşık olurlar. Ama o ikisi de birbirinden hoşlanırlar ama hoşlandıklarını da bilmezler.

Bu arada başka olaylar ve maceralar da olur. Yine ay ne tatlılar, kıyamazlar, canlarım modunda izlenen dizilerden. Koreliler insana iyi gelen diziler yapıyorlar.

17 Temmuz 2017 Pazartesi

FİLM SEÇKİSİ 19



BEN ANNA

I, Anna, 2012, İngiltere

Sakin gelişen bir polisiye, bir kara film. Bir cinayet işlenir ve bir detektif soruşturma yaparken orta yaşlı ve çekici bir kadınla karşılaşır ve birbirlerine ilgi duyarlar. Oyuncular iyi. İzlenir. Not:3/4

KAPTAN FANTASTİK

Captain Fantastic, 2016, A.B.D.

Altı çocuklu bir aile doğada yaşamaktadır. Çocuklar okula gitmezler ama kültürlüdürler, insanlardan uzaktırlar. Anne ölünce baba çocuklarla birlikte şehire gitmek zorunda kalır. Şehir hayatına adapte olamazlar ama bazı çocuklar şehirde kalmak isterler. Ne yapacaklarına karar veremezler. İyi film. Not:3/4

KAYIP NİŞANLI

Un Long Dimanche de Fiançailles, 2004, Fransa

Nişanlı bir genç kadın nişanlısı Birinci Dünya Savaşına gidince ondan haber alamaz ve onu bulmak için peşine düşer. Oyuncular iyi. Tarih ve aşk filmlerini sevenlere. Not:3/4

MATILDA

Danny DeVito, 1996, A.B.D.

Roald Dahl’ın nefis kitabından uyarlama. Ufak bir kız ailesinden ilgi görmez ve okulda da müdürüyle geçinemez. Bir süre sonra olağandışı yeteneklerini olduğunu keşfeder ve müdürle uğraşır. Çok sevimli ve eğlenceli. Not:3/4

SING STREET

John Carney, 2016, İrlanda

1980’ler, Dublin. Genç bir oğlan aile ve okul problemleri ile uğraşmaktadır ve ağabeyi ile ilişkisi iyidir. Ağabeyi bir müzikseverdir. Oğlan, güzel bir kız görür ve onu etkilemek için grup kurar ve şarkı sözleri yazar. Bir diğer nefis müzik filmi The Commitments’ı akla getiriyor. Oyuncular, konu, film, her şey çok iyi. Müzik, gençlik, aşk filmlerini sevenlere. Not: 4/4

16 Temmuz 2017 Pazar

YAZ DİZİLERİ


DOLUNAY

Hoş, sevimli bir romantik komedi. Tam yaz dizisi.

Nazlı, gastronomi okuyan bir kız, aşçı olmak istiyor, şirin ve duygusal. Para kazanmak için bir iş adamının evinde aşçı olur. İş adamı Ferit, duygusuz duruşlu ve ciddidir.

Bu ikili iyi anlaşamaz ancak şehirde çeşitli tesadüflerle sürekli karşılaşırlar. Aralarında aşk olacağı belli. Yan olaylar da var ancak bu ikilinin ilişkileri dikkatle izleniyor. Bu tür dizilerde genelde iki baş oyuncu dışındaki karakterler diziyi doldurmak için oluyor. Örneğin, bu ikilinin karşılaşmaları dışındaki sahneleri insan hadi çabuk geçsin diye izliyor.

KALP ATIŞI

Romantik komedi dram diyebiliriz. Kore dizisinden uyarlama. Doctors adlı diziyi daha izleyemeden yerlisini izliyoruz.

Belki Kore dizisi olduğu için dizi çok masum, naif, çocuksu. Bu nedenle bana çok çekici geldi. İki başrol de çok tatlı ve saf duruşlu. İkisi de karakter olarak da sevimliler. Aralarındaki o hafif uzak uyum pek tatlı.

Eylül, annesine söz verdiği için doktor oluyor. Lisedeki öğretmeni de doktor ve o dönemde aralarında bir hoşlanma var ancak Eylül dışa kapalı zorlu bir karakter. İnsanlara yakın durmuyor. Öğretmeni ile yıllar sonra karşılaşıyorlar. Yine birbirlerine çok uzak ve fazla yakınlar.

Dizi hem ağlatıyor hem güldürüyor. Doktor Eylül üzülünce ağlıyoruz ve o ve öğretmeni doktor şirinlik yapınca gülüyoruz. Bu dizi en sevdiklerim arasına girdi bile. Anne, Kara Ekmek, Şubat, Kardeş Payı, Serçe Sarayı, Kördüğüm, Med Cezir, Huzur Sokağı gibi en sevdiklerim arasında artık Kalp Atışı da var.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

REZİLLER



Alper Çeker

Altıkırkbeş Yayınları

Reziller, son zamanlarda bizde de yaygınlaşmaya başlayan yer altı edebiyatı örneklerinden biri.

Yer altı edebiyatı, genelde toplumsal düzenin dışında yaşayan ve ekonomik olarak düşük gelirli insanların hayatlarını anlatan bir edebiyat türü. Yerüstü diyebileceğimiz normal sıradan insanların hayatlarının tersini anlatan bu tür aslında bir tepki. Kazananların aksine kaybedenlerin hayatı.

Romanın kahramanları Cengiz ve Çeper define avcılığı yaparken ellerine geçen değerli bir kitabı satmak isteyen iki kaybeden. Bu süreçte başlarından bir dolu olay geliyor. Amaçları büyük bir iş yapıp para kazanmak.

Sürükleyici, eğlenceli bir kitap. Mizah da çok yer ediyor. Yazarın dili esprili. Kahramanlar hayatın içinden ve okurken kahramanlara hem gülünüyor hem de acınıyor. Yer altı edebiyatının birçok örneğinde olduğu gibi okurken insana ilginç geliyor ve iyi ki benim başımdan geçmiyor diyor okur.

Türü sevenler için ilginç.

Not:2/4

KİRLİ PASLI BOZUK



Alican Ökmen

Ayrıntı Yayınları

Yeraltı edebiyatı türü bizde son yıllarda yazılmaya başlandı. Belki de Bukowski, Burroughs, Brautigan gibi yeraltıcılara alıştığımız için bizim yerli yer altı edebiyatı şimdilik değişik geliyor bize.

Bukowski gerçekten de yeraltından gelen bir yazar. Yer altı yazmak için sokakta torbacı olmak da gerekmiyor tabii. Ya da psikolojik haplar içmek. Veya mapusta adam şişlemek.

Alican Ökmen’in ilk romanı, keyifli bir cinayet romanı. Bir sürü kaybeden, tutunamayan ve peşlerindeki aynasızlar.

Romanda bir olay oluyor, ölümcül bir olay. Bu olayı bölüm bölüm başka kahramanların açısından okuyoruz. Her kahramanın açısı bize olay hakkında yeni bilgiler getiriyor.

Dili de eğlenceli, sürükleyici. Okuması hoş.

Not:2/4

BİZİ ÇAĞANOZ DİYE BİRİ ÖLDÜRDÜ


Bora Abdo

Doğan Kitap

Geçen yıl Sait Faik öykü ödülünü alan öykü kitabı.

Yazar bu öykü kitabını bir dörtlemenin ilk kitabı olarak düşünmüş. İkinci kitap olarak da bir roman gelecekmiş.

Öyküler, Büyükada’da geçiyor ve oldukça değişik ve karmaşık. Kahramanlar tuhaf. Kirkor ve Çağanoz adlı iki kahramana sık sık rastlıyoruz. Öyküler karanlık ve ölümle ilgili.

Parçacıklar halinde öyküler ve hep birlikte bir bütün oluşturmuyor. Anlaşılması çok güç. Kısmen anlaşılabilen öyküler. Öyküler zor ancak yazarın sözcükleri etkileyici. Seçtiği edebi sözcükler iyi ancak bir araya gelince içinden çıkılması güç paragraflar oluşmuş.

Ancak kitapta hoş iki buluş var. Birinde, öykü kahramanı, yazarın gerçek yaşamdaki oğluyla konuşuyor ve söyle ona beni öldürmesin diyor. Diğeri de, öykülerdeki olumsuz bölümler, cümleler, kahramanlar söylemek istemedikleri için gittikçe küçülen harflerle yazılmış.

İyi veya kötü diyemeyeceğimiz ancak okuma keyfi vermeyen dağınık bir öykü kitabı. Yazarın edebiyattan anladığı elbette belli. Ancak, edebi sözcükler akıcı bir tarzda değil.

Not:2/4

13 Temmuz 2017 Perşembe

MÜZİK LİSTESİ


Selda Bağcan-Dünyanın Bütün Çiçeklerini Getirin Bana
Kimbra-Withdraw
Buray-Mecnun
Coolio-Gangsta's Paradise
Mariah Carey-Fantasy
Depeche Mode-Going Backwards
Tarkan-Yolla
Elif Nun-Selanik Türküsü
Elif Nun-Tuana
Ahraz-Bahçada Yeşil Çınar
Ahraz-Ayletme Beni
Ali Kiraz-Ah Bir Ateş Ver
Zara-Eklemedir Koca Konak
Deeperise-Raf (ft. Jabbar)
Damien Rice-Cheers Darling
Yasmin Levy-Mal de l'amor
Yıldız Tilbe-Aşk Yok Olmaktır
Elfen Lied-Lilium
Mehmet Güreli-Kimse Bilmez
Anna Blue-Silent Scream

12 Temmuz 2017 Çarşamba

SICAK


Babam benle dalga geçer kızım için tek yol vardır o da otoban yolu düz mantık düz zeka çocuk zekası der. Bir yere varabilmek için köylere gire çıka, şehirler içinden geçerekten de gidilir der bana.

Yani hayatta çareler tükenmez demek istiyor. Düz mantık ve ruhsal değişkenlik. Tipik özelliklerim. Sınır zaman düzen benlik değil ama her şeyi zamanında yetiştirmeye çok özen gösteririm. Renkli bir kişilik değilim ama insanlarla çok konuşurum ama yabancılık hissinden kurtulmak bazen yıllarımı alır. Sevdiğim şeyler dışında hiçbir şey için riske girmem. Yumuşak biriyim ama sakin değilim. Saygıya sevgiye önem veririm ama yalanı hiç affetmem mesela.

Yolculuk severim en çok. Keşke her zaman havaalanınlarında ve otellerde geçse hayatım. Check in kuyruğunda sohbet etsem insanlarla. Pasaport kontrolden geçerken annemi arasam, anne benim çiçekleri sulayıver, pancurları kapatıver, acele çıktım evden de. Temizlikçi çağır anne, ay anne espirik yapmasana, mafya temizlikçisi değil tabii, ay anne cinayet sonrası temizlik değil, evde kimseyi öldürmedim, deterjan sadece ev temizliği için, kan için değil anne. Öldürsem öldürsem o iri hamamböcekleri var ya onları öldürürdüm, ne korkunç onlar yaa.

Ay annem neşelidir, hep takılır bana. Geçen birlikte dönerciye gittik, oturduk. Doluydu içerisi. İki adam geldi, yer bulamadılar, gelip bizim masaya oturdular, kibardılar. Adamlardan biri, bugün bize yemeğimizi bu güzel genç bayan ısmarlıyacak dediler. Ben dicektim bende harçlık nerdeee, annem ödesin. Annem daha ben ağzımı açmadan atıldı. Teşekkür ederim iltifatınız için, o sizin güzel gören gözleriniz dedi, güldü. Yani, ilfitatı bana değil de ona etmişler gibi davrandı. Adamlar o zaman biz ödüycez dediler. Çıkışta da baktık, yiyip giderlerken ödemişler gerçekten de.

Ay geceleri sıcaktan uyunmuyor yaa, limonataya taze nane koyuyorum güzel oluyor, gece geç uyuyabiliyorum, saata bakmıyorum ama geç işte belli, vampir gibi oldum, en iyisi limonata içine insan kanı ekleyip içeyim, bir ölçek. Ama kan içmeyen vampirlerdeniz biz. Domates suyu içiyoruz.

11 Temmuz 2017 Salı

SİNİR


Kardeşimle kavgalarım hiç bitmez. Deli eder beni, hayır bir vursam ağlayacak.

Koluma nasıl yumruk attıysa pis, vurduğu yer kanadı. On yaşında daha. Aşağıdan bisküvi alır mısın çayın yanına dedim. Almam dedi yine rica ettim ukala bir tavırlar, dedim seni döverim, insanca istedim dedim. Neyse ondan sonra yemek yiyordu, öksürmeye başladı, hadi öyle olunca sırtına vurulur ya, ben de onu yapacaktım, tam elimi uzattım, kalktı vurmaya başladı, dedim işte öksürüyordun gerizekalı, sırtına ondan vuracaktım dedim.

He he dedi mi, Allah’ım bunla bir giriştik birbirimize, ama ben yine de kendimi tuttum. Ama bu durum böyle devam etti, benim beynime kan gitti, sinirimi kontrol edemedim, aldım usb kabloyu buna vurmaya başladım. Kapıyı kapadı, tutuyor, bir de diklenmeler falan, dedim sen kimsin bir vursam ağlarsın dedim ama uyardım yani. Bak beni sinirlendirme dedim, kapıdan çıktım, yakalarsam çok kötü döverim, sonra da suçlusu ben olurum, neyse çıktım odadan, annem de bana vurdu yaaa, dedim o başlattı, ya kolllarımı gösterdim, anlattım böyle böyle diye. Kendi kendime söylendim, seni öldürücem dedim, çünkü kan beynime sıçradı. Sinirden ağladım biraz.

Bir de diyor ki anneme, ablam beni tehdit etti. Sinirlendim mi kendimi zor tutuyorum. Çabuk sinirlenen biri değilim, kendimi kontrol edebiliyorum, ama sürekli sürekli beni sinirlendirme aşamasına geçti mi o zaman kendimi zor tutuyorum, o sinirli anda onu yere yatırır, çok pis döverim kendimi tutamazsam eğer. Kendimden geçersem karşı taraftaki bitti. Beş dakikaya sakinleşirim bir de. Allah’tan korkarım kimseyi öldüremem zaten. Kaşınıyorsa kaşırım onda sıkıntı yok. Gözüm dönmesin yeter.

Sonra gece sakinleştim pencereden kuşları izleyince. Kuşlar gece uçmaz sanırdım. Gece bir baktım, uçuyorlar, hatta dans ediyorlardı. Büyük ihtimalle göçmen kuşlardır. Ezan sesini duyunca pervane gibi döndüler.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

TECAHÜL-İ ARİF


Tecahül-i Arif, Arif adlı down sendromlu bir çocuğun hayatını anlatan bir kısa film.

Geçen yılın yapımı olan filmi daha yeni keşfettim. Birkaç uluslar arası festivalde ödül kazanmış. Başrolde de down sendromlu bir çocuk oynuyor. Birçok ünlü sinema ve tiyatro oyuncusu da var.

Arif, bir mahallede annesi ile yaşıyor. Mahalle insanları ile de arası iyi.  Herkesle iyi geçiniyor, herkes onu seviyor. 12 dakikalık film gerçekten de başarılı ve insancıl. Duygusal da aynı zamanda.

Arif bir yandan yaşarken diğer yandan da dans öğrenmek istiyor. Film, duygu sömürüsüne kaçmadan bize hayatın bir gerçeğini gösteriyor.

Çok dikkat çekmemiş bu filmi bence herkes izlesin.

9 Temmuz 2017 Pazar

BLOGLARDAN SEÇMELER



AHU KADER

Almanyadan yazan arkadaşımız artık eskilerden oldu aynı zamanda da biricik arkadaşlarımızdan.


CAM GÜZELİ

Yenilerden olmasına rağmen artık sanki eski bir arkadaşımız gibi oldu pek de güzel yazılar yazıyor. Özellikle son yazısını kaçırmayın. Etkili iletişimde siz hangi tipsiniz? Testi yaptım ve klasik bir güvercin çıktım ki doğru sonuç bence de.


HOHORİ

Bir süre ara veren arkadaşımız yine nefis öyküleriyle geri döndü.


ÖZGE

Yepyeni arkadaşımız üç tane güzel yazı ve şiir yazdı.


ÖZLEMNİTA

Pek şirin yazılar yazan yeni arkadaşlarımızdan o da.


ÖZLEM EKİCİ

Nefis yazılar yazan arkadaşımız artık Kalender adlı edebiyat dergisinde de yazıyor. Heey ben onu kaç yıl önce keşfetmiştiiim.


RA SELİN

Selin, aramızdaki en iyi blog yazarlarından. O da eskidi artık. Çok zeki ve komiktir. Bence onun gibi klasik blog yazarları kalmadı, hala yazanlardan. Blog nasıl yazılır denince aklıma o geliyor.


TUNA BAŞAR

Blog atlası adlı face grubu da olan arkadaşımız Gece Edebiyat adı altında çok çok iyi bir edebiyat blogunu sürdürüyor yıllardır. Kaliteli kitaplar ve düşünceler için onu izleyin.


YASEMİN

O da yeni arkadaşlarımızdan ve blogu çok dolu ve renkli. Kültür sanat mühendislik gündelik yaşam her şeyi yazıyor. Şirin de arkadaşımız.


DESTİNO

O da bir süre ara veren biricik arkadaşlarımızdan. Son yazısındaki okul anıları çokoş.


Hepimize bol karpuzlu, limonatalı, esiyorlu günler olsun.

8 Temmuz 2017 Cumartesi

PUSOVA



Galip Dursun

İthaki Yayınları

Pusova, bizde pek yazılmayan türden öyküler içeriyor. Korku, bilimkurgu, fantastik edebiyat bizde yazılmıyor, okuru da çok yok.

Kültürümüzle ilgili herhalde. Bu türler genelde çok gelişmiş ülkelerde yazılıyor. Yazarlar, kendi ülkelerinin geçmişten gelen efsaneleri ile günümüzün bilimini, teknolojisini birleştirip tuhaf öyküler yazıyorlar. Gerçeklerle kurguyu birleştirip. Örneğin, Stephen King.

Bizim ülkemizde de aslında bir korku kültürü var. Dilden dile dolaşan söylenceler bunlar. Cinler, periler, muskalar, büyüler gibi. Fantastik edebiyata ise çok uygun değil gibiyiz. Halbuki, bizim taşradan veya İstanbul’dan iyi fantazya çıkar. Belki de, hayatımız öyle fantastik ki bunu yazmaya gerek duymuyoruz.

Bilim kurgu ise zor elbette bizde. Bilim zayıf, nesini kurgulayacağız. Yazılanlar gerçek yaşama uygun olmaz. Belki de bu türleri yazmak için önce bizim toplum iyice bir gelişmeli.

Pusova ise bir tür korku, bilimkurgu ve fantastik öyküler kitabı. İçimizden gündelik yaşamlarla korkuyu birleştirmiş. Yani Anadolu türü korku öyküleri olmuş. Bu yönden iyi bir fikir.

Hayaletler, şeytan, tuhaf inanışlar, kabuslar, gelecek, geçmiş, öykülere malzeme olmuş.

Bizde de artık bir yer altı edebiyatı oluşuyor yavaş yavaş. Bu kitapta da tekin olmayan öyküler var.

Not:2/4

YATAĞIMDAKİ YABANCI



Sinan Akyüz

Alfa Yayınları

Evli bir çift bir gece konuşmaya başlarlar, geçmişlerini anlatırlar birbirlerine. Dürüst olma sözü verirler. Evliliklerinden önceki hayatlarını anlatacaklardır.

Anlattıkça ikisi de birbirini tanımadığını anlarlar. Birbirlerine yabancı gibidirler. İkisinin de geçmişi tahmin ettikleri gibi değildir. O gece içinde birbirlerinin geçmişini kıskanmaya başlarlar.

Hafif bir roman. Fotoroman gibi. Çok basit bir dille yazılmış. Konu yetişkin konusu ama dil çocuk dili gibi. Çiftin anlattıkları dehşet verici olması gerekirken komik geliyor insana. Anlatılanlar da hiç inandırıcı değil.

Bu konuda iyi bir roman var ama. Bekir Yıldız’ın Halkalı Köle’si. O romanda da bir çift birbirlerine gerçekleri söylemeye başlıyorlar. Etkileyici ve gerçeğe yakın itiraflar hepsi. Ancak, bu romanda anlatılanlar bizdeki ucuz gazetelerdeki Güzin Abla benzeri köşelerdeki saçma itiraflara benziyor.

Ayrıca, çiftlerin birbirlerine evliliklerinin bilmem kaçıncı yılında birden dürüst olma sözü vermesi de komik. Çiftler zaten dürüst olmalı.

Sıkıcı olduğu için okuması güç, hiç ilerlemiyor kitap.

Not:1/4

7 Temmuz 2017 Cuma

ANKARA BLOG YAZARLARI BULUŞMASI



Ankaralı blog yazarlarının buluşması 12 Ağustos Cumartesi günü saat 13:30'da Nar-ı Keyf kafede olacak. Çoğunluk Ağustos ayında daha uygun olduğu için. Blog yazarlarının istekleri doğrultusunda bu tarih ve yer belirlendi.

Kafe, Hamamönünde. Herkes Ankaralı blogçulara duyurursa daha çok kişinin haberi olur. Katılmak isteyenler, psikolojik danışman arkadaşımız Yurdagül Çelik'in son yazısına yorum bıraksın.

6 Temmuz 2017 Perşembe

DOLMA




Telde yemek programı var her derde deva. Rüya tabirlerinin yanında. Bir dolma yapayım dedim. İçlerini doldururken eskilere gittim. Bu arada dalgınlıktan burnumu kapıya da vurdum. Az acıdı, kendime de güldüm. Oluyor böyle arada. Zıplayarak yataktan kalkarken bu burun neler atlatmadı ki.

Bahçemiz vardı. Yokuşu vardı. Benim de küçük mavi bir bisikletim. Öyle onsekiz yirmi vites filan değil. Yokuştan aşağı inerken fren tutmadı, sert bir şekilde çarptım direğe, ben yerde, bisikletim üstünde, çenemi de vurmuştum, sonra o bisikleti bir tanıdığa verdim, o kızın da kardeşi kıskanmış, parçalamış bisikleti. Kalp kalbe karşı oldu yani bisikletimle, intikamım alındı. Direk de kalın ışıkların tahta renginde direği olur ya ondandı.

İnerken ayakları yere koyuyorum olmuyor işe yaramıyor, son gaz aşağı, bir hızlı gitti, ama saniye yani. O yokuştan bir kere daha böyle fren tutmadan indim. Çok hızlı indi. Aşağıda bir park vardı. Oraya uçarım diye hesapladım. Yokuş bitince bisikleti bir anda sola çevirdim ve o anda durdu. Hızlı çevirince öyle oldu herhalde. Bir de babaannemin yanındayken, onyedi onsekiz yaşında falan varım, elektrik direkleri olur ya gri renkte, böyle yürüyorken o direğe bir vurdum ama fena döndüm beynim sarsıldı sanki. Çocukken de düşerdim, annem öyle diyor.

Çocukken hep yerlere bakarak yürürdüm. Annemse bana mıymıntı der. Her şeyi yavaş yapıyor muşum. Hızlı yapınca düşüyorum çarpıyorum ondan yavaşım sanırım.

Dolma bitti. Pişerken dondurma mı yesem. Sade ve kakaolu aldım ama sadesini yiyorum önce onu seviyom. Kakaoludan çok beyaz sütlü tatlı severim. Annem süt reçeli almış. Sütü birkaç kez kaynatıp içine sakız atıyorlarmış. Ama bir de Bağdat tatlısı var. Teldeki yemek programına bakayım, yarın ne pişirsem. Şarjım da yüzde beş olmuş. Dolma pişerken biraz şarja takayım. Ah aklıma geldi yine, bir kez de bisikletle giderken sokakta karşıdan araba geliyordu, korkudan elim dolaştı, freni unuttum, gittim kaldırıma çarpıp durabildim.

5 Temmuz 2017 Çarşamba

İYİ YAZMAK ÜZERİNE


William Zinsser

Altıkırkbeş Yayın

Aynı yayınevinden daha önce Yaratıcı Yazarlık Teknikleri adlı kitabı okumuştuk. Şimdi de İyi Yazmak Üzerine. Bu kitapta şiir yazımı yok sadece düzyazı yöntemleri var.

Bu kitap bir el kitabı, başvuru kitabı, yaklaşık 30 yıldır çok okunan bir kitap. Klasik bir yol kitabı. Atölyelerde, kurslarda kullanılan kitaplardan. Çok öğrenci yetiştiren, çok yazar yetiştiren bir kitap diyebiliriz.

Yazarı da bir dil profesörü. Kitap sade dille yazılmış, zaten sade ve basit dili savunuyor. Edebiyattan örneklerle yöntemlerini açıklıyor. Elbette hocanın kendi fikri ve yöntemleri. Ancak yılların deneyimi ve onca öğrenci ile çalışınca gerçekten de süzülmüş yöntemler bulmuş hocamız.

Yazar, önce ilkeler ve metotları anlatıyor. Basitlik gibi. Bütünlük gibi. Akıcılık gibi. Ancak her akıcı yazan da iyi yazmıyor elbette. Yazar, yazmanın hiç de eğlenceli olmadığını ve yalnızlıktan beslendiğini söylüyor. İnsan bu noktada, Virginia Woolf’u düşünüyor ister istemez. Zengin bir kadın ve ona iyi bakan bir eş. Ama o evde, sürekli, yazamıyorum diye dolaşıyor ve yazıyor, yazılarını da eşi yayınlıyor. Oh ne rahat. Ama Woolf hep bunalımda.

Yazar diyor ki, aklı dağınık olanın yazdığı da dağınık olur. Bunu neden yazıyorum diye sormalıyız. Herkes daima kendisi için yazar. Yazdıklarınız güçlü değil basit olsun diyor. Okuyanları üzmek için yazmıyoruz sonuçta.

Yazar daha sonra da çeşitli yazı türlerinde yöntemler, tüyolar veriyor. Edebi tür, nesir, röportaj, gezi yazısı, anı, bilimsel, iş, spor, sanat, mizah gibi türlerde yazma kurallarını açıklıyor. Son bölümde ise yazmaya karşı ve yazarken takındığımız tutumları gösteriyor.

Yazmayı ve okumayı sevenler için faydalı.

Not:3/4

4 Temmuz 2017 Salı

CEHENNEM DERESİ



Gülsen Varol

Yazarın daha önce de Albümdekiler adlı romanını okumuştuk. O romanında bir ailenin birkaç şehirde yaşanmış birkaç kuşaklık hikayesini anlatmıştı bizlere. Su gibi akıp giden duygusal bir romandı.

Bu kez daha dar bir çevrede geçiyor konu. Birkaç kişi. Yine birkaç şehir. Karadenizde, Güneydoğuda, Antalya’da, Norveç’de yaşanıyor bu kitapta olaylar. Bir ailenin başından geçenler ve yine duygusal bir roman.

Yazar, dramatik dünya yaratmayı ve bir hikaye anlatmayı iyi biliyor. Ercan ve Nihan aşkıyla başlıyor roman. Şanssızlıklar geliyor başlarına. Ercan’ın babası Erhan da oğluna üzülüyor. Bu olayların ardından birçok iyi ve kötü tesadüf geliyor başlarına. Nihan, Erhan, Nihan’ın iş arkadaşı Aysel, Ercan’ın oğlu Emir ana karakterler.

Hayatın kendisi gibi üzücü olaylar da mutlu olaylar da yaşanıyor. Neşelenerek, hüzünlenerek okuyoruz romanı. Albümdekiler gibi yine akıp gidiyor, sürükleyici. Ay hadi mutlu olsunlar diye diye kitabın sonu geliyor. Türk filmi gibi biraz da, tam bizden bir hikaye yani.

Şiir kitapları da olan yazarın yeni romanlarını bekliyoruz. Öykü, deneme de olabilir.

Not:3/4

Sevgili Gülsen abla yıllardır blog arkadaşımız. Adresi de:

http://albumdekiler.blogspot.com.tr/

3 Temmuz 2017 Pazartesi

YAZ DÜŞÜ


Çok sıcak. Şehirde yaz geçirmek zor. Şehirde nefes almak zaten kışın bile zor. İnsanın canı doğa, deniz, dağ, orman çekiyor.

Köy evinde olsak şimdi. Bütün pencereler açık olsa. Yemeği terasta yesek. Doğal yemekler. Tarhana, içine börülce atılmış. Rodos fasulyesi. Kızartma, cacık. Üstüne de çay. Terasta soğuk su olsa. Geceleri de orada uyusak. Güzel incirler yesek.

Köy iki dağ arasında olsa. Kurtuluş Savaşının olduğu bölgeler. Mesela Nazilli. Eski zamanlarda, şehrin içinden tren geçermiş. Çok yavaş gidermiş. Yavaş olduğu için gıdı gıdı treni derlermiş. Tren hep belli saatlerde geçermiş. Okullardaki öğrenciler saatlerini trenin düdüğüne göre ayarlarmış.

Yeşillikler içinde köyler. Trafik yok. Arapapıştı kanyonuna gidersin. Su kenarı. Piknik yapılır, mangal yapılır. Suya girersin. Ayaklarını sokmak iyi gelir. Kanyondan taş da toplarsın. Çünkü akan sudan alınan taş her zaman olumlu enerji verir insana.

İnsanlar farklı şive ile konuşur. Daha samimidirler. Sevgi sözcüklerini bile sert sözcüklerle söylerler. Evlerde Yasin vardır, var ya bir yeşil kitap, üstünde altın renginde yukarıdan aşağıya bir şerit vardır.

Akşam da hala çalışmakta olan eski radyoyu dinlesek. Filibiz marka.

2 Temmuz 2017 Pazar

BAYAN PEREGRINE'NİN TUHAF ÇOCUKLARI



Ransom Riggs

İthaki Yayıncılık

Hoş bir masal. Eğlenceli ve meraklı bir çocuk romanı.

Maceralı, komik, biraz karanlık, tuhaflıkları olan ama sevimli bir macera. Devamı hemen gelsin de Jacob ile Emma’nın serüvenlerine devam edelim. Hortlaklar ve canavarlarla nasıl baş ettiklerini ve yaptıkları yolculukları görelim.

Jacop, küçük bir çocuk ve ilginç bir dedesi var. Ona tuhaf hikayeler anlatıyor, olmayacak olaylar, gerçekmiş gibi. Jacob biraz büyüyünce artık masallara inanmıyor ama dedesi ölüyor ve ona o anlattığı tuhaf masalların peşinden gitmesini söylüyor, ölürken.

Jacob da dedesinin geçmişinin peşine düşüyor ve inanılmayacak kadar tuhaf bir masalın içine düşüyor. Jacob’un sıkıcı hayatı artık son buluyor. O da artık bir kahraman olma yolunda.

Mutluluk veren bir çocuk masalı. Seviml, sürükleyici. Küçükler de büyükler de okuyabilir. Romandaki fotolar da çok ilginç ve komik.

Tam bir ideal yaz okuması.

Not:3/4

HERKES ÖLÜR


Lawrence Block

Lawrence Block, günümüzün yaşayan en iyi polisiye roman yazarı.

Çok sayıda romanı olan yazarın birçok da roman kahramanı var. Ancak, bunlardan ikisi ünlü. Bernie Rhodenbarr, gündüzleri sahaflık yapıyor, akşamları ise hırsızlık. Gündüzleri kitaplarla sakin geçiyor, akşamları ise heyecanlı.

Diğeri de polis eskisi Matthew Scudder. Yaşadığı olaylar nedeniyle polisliği bırakıp özel detektifliğe geçiyor. Bernie’ye oranla daha sert bir kahraman.

Yazar, Bernie ve Matt karakterlerinin kahraman olduğu çok sayıda roman yazdı. Bu romanları Oğlak Yayınları yayınlıyor.

İki seri de iyi polisiye. Sürekli de okuyunca kahramanlar mahalleden tanıdık gibi geliyor insana. Polisiye olsa da ince mizah da var.

Herkes Ölür’de Matt yasadışı bir arkadaşına yardım ediyor. Arkadaşının adamları öldürülüyor, yerleri basılıyor. Yasadışı arkadaşı Mick de bizim Matt’ı kiralıyor olayı çözsün diye.

Lawrence Block, sakın kaçırmayın. Serileri ilk kitaptan başlayarak okuyun.

Not:3/4

1 Temmuz 2017 Cumartesi

YARATICI YAZARLIK TEKNİKLERİ



Altıkırkbeş Yayınları

Kitap, yazmayı sevenler için geçmişten bugüne ilgili çeşitli teknikleri anlatıyor.

Öncelikle, kendiliğinden ve çabasız gerçekleşen yazma eyleminin her zaman için daha değerli olduğunu söylüyor. Yazmayı öğretmiyor haliyle kitap.

Yazmakla ilgili çeşitli açılar sunuyor. Alıştırmalar. Yazarların görüşlerini de toplamış bir yandan. Yazmak istiyoruz diyelim ve ne yazacağımızı bilmiyoruz veya nasıl yazacağımızı. Bu noktada pratik alıştırmalar var.

Örneğin, herhangi bir paragraf yazıp, bu paragraftaki birçok sözcüğü rastgele silmek, tesadüfi. Kalan sözcüklerle yeni bir paragraf yazmak. Bir ilaç prospektüsünü elimize almak ve gördüğümüz sözcüklerle bir şiir yazmak.

Bir gazetenin sayfasını dörde kesmek, parçaları farklı birleştirmek ve okuduklarımızla bir hikaye yazmak. Veya bir derginin bir sayfasını ikiye kesmek ve tersten yapıştırmak. Google’ı açmak ve rastgele sözcüklerle bir şiir yazmak.

Bunları neden yapıyoruz? Yeni dil oluşturmak, kafamızdakileri bırakıp yeni sözcüklerle daha önce yazmadığımız yazılar yazmak için. Veya tıkandık, yol açmak için. Elimiz alışsın tamamen farklı sözcüklerle yazmaya diye.

Yazmayı sevenlerin oynayacağı oyunlar yani.

Not:3/4

30 Haziran 2017 Cuma

BİRKAÇ ŞARKI


Derya Uluğ-Canavar
Zekeriya Ünlü-Kınıfır Bedrenk Olur
Johhny Drille-Wait For Me
Deha Bilimlier-Tanrım
Mabel Matiz-Alaimisema
Yasak Helva-Silifke Zeybeği (Başına Bağlamış Astar)
SesVerSus (A Capella)-Çanakkale Türküsü
Adya-Mozart Kırkıncı Senfoni Remix
Diana Krall-Sway
Mamamoo-Decalcomanie
Mamamoo-You're the Best
Exile-Ki mi ni mu chu
Ciao Bella Cinquetti-What Should I Do?
Nermine Memedova ve Sinan Seid-Evlerinin Önü Yonca
Grup Alzaymır-Tutuşur Dizelerim
Tanburi Mustafa Çavuş-Dök Zülfünü Meydane Gel
Paul Mauriat-Love is Blue
Oya İşboğa-Ah Bu Gönül Şarkıları
Roger Miller-King of the Road
John Denver-Take me Home Country Roads

29 Haziran 2017 Perşembe

KELEBEK



Hadi dedim bana kalbini aç
Limonata içerken
Emin misin dedi
Evet
Peki dedi
Çantasında İsviçre çakısı varmış
Sapladı kalbine yardı
Çıkardı kalbini
Delikten bir kelebek uçtu
Bak dedi daha derine
Her ağladığımda gözyaşımdan
Bir kelebek uçar dönmez geri
Kalbini öptü yerine yerleştirdi
Bakakalmıştım
Haydi dedi şimdi dondurma yemeye gidelim 

28 Haziran 2017 Çarşamba

RÜYA


Kurtlardan kaçıyorum ormanda. Koşuyorum. Kurtlar güzel hayvanlar, gözleri de güzel. Ama korkudan bakamıyorum onlara, arkama bakmadan kaçıyorum. Bir ağaca tırmanıyorum. Kurtlar bekliyor. Sabaha dek inmiyorum ağaçtan.

Gün ağarınca iniyorum. Biraz yürüyorum. Karşıma aniden bir ayı çıkıyor. Kıpırdayamıyorum yerimden. Düşünüyorum, ayıya bir şey yapmazsam o da bana bir şey yapmaz. Bekler gider diyorum, gitmiyor. Napsam acaba? Acaba ayı o anda ne düşünüyor? Düşünüyor mu acaba herhangi bir şey. Belki de hareket etsin de üstüne atlayım diye geçiriyor içinden.

Elimde kitap vardı her zamanki gibi. Dünden elimde Simyacı vardı. Hala elimde. Ayı bakıyor elime. Ne var elinde diyor. Simyacı diyorum. Güzel mi diyor. Yarısına geldim henüz bitmedi diye yanıtlıyorum. Ayı, kitabı bana verirsen sana dokunmam diyor. Kitabı önüne doğru atıyorum ve geriye doğru koşmaya başlıyorum.

Koşarken aklıma geliyor. Daha önce başka bir rüyada bir şey görmüştüm. Saat ama farklı bir saat. Işınlanma saatı. Bu rüyada gördüğüm saat aklıma geldi koşarken. Henüz araştırmasını yapıp saatı icat etmemiştim. Saatin kenarında bir düğme olacak, oradan nereye gitmek istediğini seçeceksin ve o düğmeye basacaksın sonra oradasın. Saatın üstü normal saat gibi olacak.

Koşarken rüyamda, o diğer rüyamdaki bu saatı neden icat etmedim ki, şimdi bir anda düğmeye basar ve bu rüyadan başka bir rüyaya geçerim diye düşündüm.

27 Haziran 2017 Salı

EV ANASI



Birgül Özcan

Eğlenceli, komik, zeki, güldüren bir roman.

Kendisine Ev Anası diyen evli ve bir oğlu olan Nur’un yaşamı. Evde geçen yaşamı. Kariyer yaparken ev işi ve anneliğe terfi eden Nur, ev işleri yaparken hayaller kuruyor. Televizyona çıkan ve hayatı rahat olan kadınlara kızıyor.

Yazma hevesini apartman panosuna öyküler yazarak gideriyor. Yemek pişirmek, toz almak, fasulye ıslatmak, ütü yapmak, annesinle gün boyu telefonda konuşmakla geçen ömrünü yazmaya karar veriyor ve bize komik bir yaşam öyküsü sunuyor. Evin içinde ömrü geçerken tek yapabileceği de bu ev hayatını anlatmak zaten.

Bir yandan da komşuları ile yakın ilişkide. Öğrencilik yıllarında sesi gür olduğu için sürekli olarak okullarda şiir okuyan Nur, ev anası olunca artık bağırmıyor. Reklam metinleri yazarken annelik mesleğine geçen Nur’u işverenler de artık sadece anne olarak görüyor.

Yazılarını apartman panosunda okuyan komşuları hemen kapısını çalıyor ve sohbet başlıyor. Yazılarına göre neye ihtiyacı olduğunu anlıyor sağduyulu komşular. Ev işlerini, ev hayatlarını paylaşıyorlar, ayrıca birçok batıl inanç ve alternatif tıp da paylaşılıyor.

Annesi de pek filozof Nur’un. Annesi her şeyini Nur’la paylaşıyor ve onsuz bir şey de yapmıyor. Nur, annesi ve tatlı komşuların evlerde ve bina içinde kapalı ama aktif bir hayatları var.

Annelerin, ev kadınlarının kıkırdayarak okuyacağı keyifli bir roman.

Not:3/4

Ev Anası, aramızdan bir blogçu aynı zamanda. Blog adresi de:

İKİ KİTAP


Ülkemiz edebiyatında 1950 kuşağı denilen kuşağın yazarlarından Demir Özlü’nün çok sayıda romanı, öykü kitabı, deneme kitabı, gezi kitabı ve anı kitapları var. Bu iki kitap son zamanlarda yazdığı anı, anlatı, öykü kitaplarından. Demir Özlü, aynı zamanda Tezer Özlü’nün ağabeyi.

İŞTE SENİN HAYATIN

Anlatı türündeki kitapta yazar, çocukluğundan gençliğinden anıları anlatıyor. Anadolu’da geçen çocukluk günleri, İstanbul günleri, daha sonra gittiği ve uzun süre yaşadığı Stockholm, okul günleri, İzmir, Paris günleri. Edebiyatımızın ustalarından yazarın o öykümsü edebi diliyle yazdığı anı kesitleri. Bir yazarın hayatını merak edenler için. Yazar, anılarında kendinden sen diye söz ediyor. Yazarın tüm kitaplarında kentler ve kent yaşamı büyük yer tutuyor.

KENDİ EVİNE VARAMAMAK

Özlü, İstanbul’dan Stockholm’a gidip yerleştikten sonra, eşi de İsveçli zaten, İstanbul’a uzun süre dönemiyor. Döndükten sonra da çocukluktaki baba evi artık yok. Bu kitabında artık yersiz yurtsuz olduğunu söylüyor. Bir evi yok İstanbul’da. Bu kitapta yazarın rüyaları var. Yarı gerçek dünya temelli yarı gerçeküstü rüyalar. Hepsini anlatmış.

Özlü, edebiyatımızda, 1950-1980 arasındaki İstanbul ve Beyoğlu yaşamını ve edebiyatçıları anlatan belki de en iyi ve tek yazar. Yazılarında, kitaplarında o dönemin bütün yazarlarını, birlikte geçirilen günleri anlatıyor. Pastaneler, lokantalar, kafeler en çok. Baylan, Degüstasyon, Nisuaz gibi. Günümüzde artık edebiyatçıların sürekli olarak gittiği ve birlikte zaman geçirdiği kafeler, pastaneler yok.

26 Haziran 2017 Pazartesi

İTAATKAR


Karolin Fişekçi

Fişekçi, popüler bir ressam. Basında çok yer alıyor. Bir ara Orhan Pamuk’un sevgilisi idi. Cüretkar fotoları dolaşıyor medyada.

İtaatkar, ilk romanı. Mine adlı bir genç kadının hayatı. Onun erkeklerle ilişkisi. İlişkilerinde erkeklere itaat etmeyi ve erkekleri kendisine itaat ettirmeyi seviyor. Güzel bir kadın olduğu için bütün erkekler onun kölesi olmak istiyor.

İtaatkar bir tür erotik roman. Çok hafif bir dili var. Pembe aşk romanlarının erotik versiyonu gibi. Bilmiyoruz tabii bu romandaki gibi yaşayan kadın ve erkekler var mıdır, herhalde vardır, ki yazılabiliyor.

Mine, bizim kültürdeki kadın anlayışının dışında biraz. Cesur bir iş kadını. Geleneklerin dışında.

Zaman geçirmek için okunabilir. Popüler bir dille yazılmış. Herkese göre değil.

Not:2/4

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 7


BU ŞARTLAR ALTINDA ÖLEMEM

Erdi Karadeniz

Sevgili arkadaşımız Erdi'nin ikinci kitabını da keyifle okumuş olduk. İlkinde Pesimisyon diyordu, bu kez olmaz ölmesem daha iyi diyor.

Yine temiz dilli, masum yazılar. İlk kitap gibi yazıları hüzün kokmakla birlikte insana iyi geliyor. Sanırız sözcüklerinin yumuşaklığından geliyor. Aşk, ayrılık, özlem, hayatın, insanın acımasızlıklarını, kötülüklerini yazsa da nedense gülümseyerek okunuyor.

Önsözde yine yazmadan duramadığını ve ruh durumuna göre yazılarının değiştiğini söylüyor. Erdi'nin yazılarının çok kişisel olduğunu söyleyebiliriz. Deneme tarzı bu kitap. Kişiselden genele ulaşıyor, ancak kişisel ve hafif bir dille. Bu da çok olumlu. Kitapta da, kişilerle uğraşmadığı ve insanlık değerleri ve kavramlarla ilgilendiği belli oluyor.

İlk kitabı şiir ve denemeler, öykülerdi. Bu kitapta ise şiirimsi denemeler var. Yani düz yazıları da şiirsel arkadaşımızın. Kitabını da ona bunları yazdıran çeşitli ruhlara hitap etmiş.

Kitap dört bölüm. İlk bölüm aşk. Özlem, ayrılık, pişmanlık yazıları. Ama hep hafif. tüy gibi. Erdi'nin dramatik yazıları yumuşacık bir dille yazdığını görüyoruz yine. Bu bölümde kurşun kalem ile ilgili denemesi bizce en iyi yazısıydı.

İkinci bölüm, hayat üzerine denemeler. Hayatı inceleyen, sergileyen yazılar. Zaman, değişim, sorular, hayata gülümsemek, masumiyet arayışı gibi temalar üzerine. Kahverengi minik ve sevimli bir ayıcık ile ilgili olan ve değiştim diyen yazıları bizce en iyilerdi.

Üçüncü bölümde ise insan üzerine düşüncelerini görüyoruz. Daha dramatik yazılar bunlar ve en son kimi zamana bırakmıştınız adlı yazısı belki de kitabın en iyisi idi.

Son bölümde diğer saçmalıklar demiş. Eh güzel saçmalamış, daha gündemsel ve hoş yazılar bunlar.

Bu kitapta sevgili Erdi daha çok sayıda konuda ve daha huzurlu, bilgece yazmış. Keyifli kitap. Ayrıca, kitabını Tosbağa Kitap yayınevi adı altında sadece nette yayınlamasını da çok yapıcı buluyoruz.

Erdi'den biraz da mizah yazıları bekliyoruz.

Not:4/4

25 Haziran 2017 Pazar

MÜZİK TURU



Danshi No Koukousei No Nichijou Ending full
Glee-I Feel Pretty/Unpretty
Jessica Pare-Zou Bisou Bisou
Sabahat Akkiraz-Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım
Ahmet Kaya-O Mahur Beste Çalar Müjganla Ben Ağlaşırız
Rubato-Unuturum Diye Yorma Kendini
Norm Ender-Deli
İkiye On Kala-Olmaz Olmaz Deme Hiç
Son Feci Bisiklet-Gaffola
Nell-Green Nocturne
Manuş Baba-Dönersen Islık Çal
Tramvay-Gördüm
Nilipek-Sağanak Yağmurlu Şarkı
Kame To YamaPi-Two of Us
Suvi Terasniska-Jos Menet Pois
Suvi Terasniska-Hento Kuiskaus
Feu!Chaterton-La Malinche
Feu!Chaterton-A l'aube
LP-Other People
LP-Muddy Waters

Hepimize neşeli huzurlu sevgi dolu bir bayram olsuun.

24 Haziran 2017 Cumartesi

TARKAN


Tarkan, kültür tarihimizin en önemli çizgi roman kahramanlarından biri. Bir diğeri de Karaoğlan. Her ikisini de sinemada Kartal Tibet canlandırmış.

Tarkan, çizer Sezgin Burak’ın eseri. Sezgin Burak, eskilerden ünlü Hüdaverdi adlı çizgi kahramanın da çizeri. Tarkan ortaya çıkalı yaklaşık 50 yıl olmuş.

Gümüş Eyer, Altın Madalyon gibi ünlü öyküleri var Tarkan’ın. Gümüş Eyer, Tarkan’ın ortaya çıkış hikayesinin olduğu eser. Bir Türk kahramanı Tarkan. Kardeşi Tan.

Babası ve annesini rakipleri öldürüyor. Tarkan da büyüyünce anne babasının intikamını alıyor. Tarkan, okuması keyifli, çizgileri güzel, öyküsü güzel.

Bizden bir kahraman okumak isteyenlere.

PELİN



Murat Arda

Pelin, ilginç bir roman. Herhalde bizde bu tür bir roman olarak ilk.

Romanda üç kahraman var. Biri Pelin, asi kız dediğimiz türden, kendisi metalci, punk, rock’cı ve kafasına göre yaşıyor. Diğeri, Nurdan, dindar bir kız, İmam Hatip mezunu ve dindar olmayan bir okula gitmek istiyor. Ve Can. O da karmaşık bir kültüre sahip, din ile rock arasında sıkışmış.

Bu üç karakter, 1990’larda Taksim, Beyoğlu ortamında tanışıyor. Barlar, müzik, alkol, Beyoğlu’nun alt kültürü. Kendilerine yol çizmeye çalışan gençler. Toplum baskısı altında özgür yaşamaya çalışıyorlar. Başlarına bir dolu olay geliyor.

Roman, 90’ların başkaldıran, asi gençliğini anlatıyor. Büyükler ile gençler arasındaki kuşak ve kültür çatışmasını. Her türden karakter var içinde. İstanbul ve Beyoğlu gibi karmaşık. Ülkemizdeki insan ve kültür karmaşasını gösteriyor bize. Siyaset, din, kültür içinde sıkışmış ve kendilerini bulmak isteyen insanlar.

Roman komik de aynı zamanda. Çok da dinamik. Bir yandan da bizi, kültürümüzü, değerlerimizi, çifte standartlarımızı eleştiriyor. Dili ve konusu itibariyle herkese hitap etmiyor. O tartışabilinecek romanlardan. Herkese ters gelebilecek bir dolu ayrıntı var. Ancak, özetle gençlik ve müzik romanı.

Değişik bir okuma isteyenlere.

Not:3/4

23 Haziran 2017 Cuma

KİTAPLAR ARASINDA 4



Cadı, H.R.Gürpınar
Handan, H.E.Adıvar
Çalıkuşu, R.N. Güntekin
Yalnız Seni Arıyorum, O.V.Kanık
Hoşgör Köftecisi, O.V.Kanık
Yalıda Sabah (Bütün Hikayeleri)-Haldun Taner
Önünde Boş Bir Uzam, Demir Özlü
Her Gece Bodrum, Selim İleri
Toplu Öyküler, Ferit Edgü
Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Sevgi Soysal
Yanık Saraylar, Sevim Burak
Ford Mach 1, Sevim Burak
Kırmızı Kahverengi Defter, Nilgün Marmara
Dünya Ağrısı, Ayfer Tunç
Suzan Defter, Ayfer Tunç
Yeşil Peri Gecesi, Ayfer Tunç
Tutsak, Emine Işınsu
Hey Gidi Günler Hey, Semiha Ayverdi
Nar Ağacı, Nazan Bekiroğlu
Huzur Sokağı, Şule Yüksel Şenler


Okuyup blogda yazdığım kitaplar arasından en iyilerinin listesini vermeye devam ediyorum. Bu kitaplarla ilgili yazılarım word dosyasında duruyor. İsteyen arkadaşıma gönderebilirim.

22 Haziran 2017 Perşembe

BLOG YAZARLIĞI MESLEK Mİ?


Önemli yazılar yazan blog yazarı sevgili ağabeyimiz Yazar Yıldırım, blog yazarlığının internet yazarlığı kapsamında bir meslek olması gerektiğini söylüyor bir yazısında.

Ben de katılıyorum buna. Avrupada Amerikada kurumlar şirketler örneğin blog yazarlarını işe alıyor. Bizde de blog yazarak para kazananlar var. Gezi, mutfak, moda, kozmetik blogları var böyle ve ünlü blog yazarları.

Ancak, benim söylediğim, bizim tarzda yazan blog yazarları. Belki, bizlere sponsor olan kurumlar olabilir, ya da blog yazmayı bir hobi gibi değil de keyif değil de işi gibi gören, meslek gibi gören arkadaşlarımız olabilir. Belki gerçekten de Kültür Bakanlığı blog yazarlarına maaş bağlayabilir.

Sevgili Yazar Yıldırım arkadaşımızın kapsamlı yazısını okuyun.


Hepimizin kandili kutlu olsun.

20 Haziran 2017 Salı

DÜŞ DEPOSU



Tufan Aşçıoğlu

Düş Deposu, şirin, tatlı bir mahalle ve apartman masalı.

Arda, Elif, Onur, üç arkadaş. Bisiklete binmeyi seviyorlar, bir de müziği. Bir de Onur’un kardeşi Elif var. Elif de bizimkilere oyun oynarlarken kurabiye getiriyor.

Bu dördünün aileleri, mahalle esnafı da masalın diğer kahramanları. Ayrıca bir de kirpi var bu masalda. Bu kardeşlerin başlarına bir dolu olay geliyor bir yaz tatili boyunca.

Sevimli ve sıradan çocuklar ve bildiğimiz, bizden bir mahalle ve apartman. Bu çocukların gündelik yaşamları içinde başlarına beklenmedik olaylar geliyor.

Kitabın içinde çizimler de var. Kitabı okurken insan zihninde canlandırıyor. Örneğin, zihnimdeki görüntüler ile kitaptakı çizimler birbirine uymuyordu. Çizerin hayal dünyası benimkinden farklıymış demek ki.

Bu masum, hoş öykü, okuduğum en iyi çocuk kitaplarından biri idi.

Not:4/4

18 Haziran 2017 Pazar

FİLM SEÇKİSİ 18



SOKAK KEDİSİ BOB

A Streetcat Named Bob, 2016, İngiltere

Yoksul, işsiz ve uyuşturucu bağımlısı bir genç adam, bir kedi bulur ve hayatı değişir. Tatlı, şirin bir film. Not:3/4

HAYALET HİKAYESİ

Personal Shopper, 2016, Fransa

Bir ünlünün alışverişlerini yapan bir genç kadın bir yandan da ölen erkek kardeşi ile iletişim kurmak istemektedir. Ancak, ölü kardeşinin ruhu yerine başka ruhlar onu ziyaret eder. Çok sakin ve gizemli bir film. Not:3/4

KANİBAL

Canibal, 2013, İspanya

Kendi halinde bir terzi bir yandan kadınları öldürüp pişirip yemektedir. Ancak, öldüreceği kadınlardan birini sever. İçinde korku olmayan sakin bir dram. Not:3/4

İNTİKAM YOLU

Drive Angry, 2011, A.B.D.

Bir baba kızının kızını kaçırıp kurban edecek adamların peşine düşer. Hızlı ve ilginç bir aksiyon. Başrolde Nicolas Cage. Not:3/4

ARTIK BİR KAHRAMAN DEĞİL

Heroine Shikkaku, 2015, Japonya

Japon ergen lise romantik komedisi. Hatori, çocukluk arkadaşı Rita’ya aşıktır. Ama Rita başka bir kızla ilgilenince bu hiç hoşuna gitmez. İki çiftin komik ilişkisi. Eğlenceli bir Manga uyarlaması. Not:3/4

16 Haziran 2017 Cuma

ŞARKI LİSTESİ



Chisu-Sabotage
Glenn Medeiros-Nothing Gonna Change My Love For You
Nazan Öncel-Sen Beni Öldürüyorsun
Johanna Kurkela-Kuolevainen
Jenni Vartiainen-Ihmisten Edessa
Cheek-Anna Ma Meen
Loituma-Levan Pollka
Edip Bülbül-Yola Girme Sen
Cengiz Özkan-Bir Ay Doğar
Blondie-One Way or Another
Jeanette-Porque Te Vas
Sen Yağmur Dök-Ayrıklar
Rehber-Malum
Train-Bruises
Ashley Monroe-Like a Rose
Pistol Annies-Hush Hush
Aquillo-Silhoutte
Dado Polumenta-Ja Bicu Tu
Dino Merlin-Sve Je Laz
Aca Lukas-Ti Dobro Znas

15 Haziran 2017 Perşembe

İFTARLIK


Her ailede olur iftar davetleri. Akrabalar arasında.

Biz de dün akşam dayımlarda toplandık. Anne tarafı. Dayımın da iki küçük kızı var.

Ben onlara giderken iki miniğe de eşit miktarlarda çikolata, bisküvit, dondurma götürürüm. Dün akşam da verdim. Büyüklere de almıştım. İftardan sonra herkes dondurmasını yedi.

Miniklerin küçüğü, kendi dondurmasını yemedi. Buzdolabında sakladı. Biz yerken hepimize baktı.

Biz bitirince gitti dolaptan getirdi dondurmasını ve yavaş yavaş yemeye başladı. Ama çok yavaş. O dondurmayı yarım saatte bitirdi.

Bir yandan da hepimize teker teker bakıyor ve oh ne güzelmiş diyordu.