24 Eylül 2017 Pazar

BANA ONUN PORTRESİNİ GETİRİN



Ege Görgün

Karakarga Yayınları

Bana onun portresini getirin, sinema yazarı Ege Görgün’ün zaman içinde yerli sinema yönetmenleri ve oyuncuları ile yaptığı röportajlar ve onlar hakkında yazdığı yazıların bir derlemesi.

Yazılarda bu kişilerin genelde bilinen yönleri değil de daha çok bilinmeyen yönleri var. Gizli kalmış, arka planda kalan yönleri, hayatları.

Kitabın ismi de, ünlü yönetmen Sam Peckinpah’ın bir filminden esinlenme. Röportajlar ilginç ve eğlenceli. Girişte de sinemamızın en eski yazarlarından Agah Özgüç’ün bir giriş yazısı var.

Atıf Yılmaz, Lütfi Akad, Memduh Ün, Yılmaz Güney gibi yönetmenler var. Vedat Örfi Bengü gibi pek de tanınmayan bir yönetmen üzerine yazı oldukça ilginç. Mehmet Günsur, Fikret Kuşkan, Erdal Beşikçioğlu, Halit Ergenç, Ali Atay, Erkan Can, Nejat İşler gibi daha yeniler ile Erol Büyükburç, Sezen Cumhur Önal, Türkan Şoray, Tuncel Kurtiz, Murat Soydan, Seyfi Dursunoğlu, Sadri Alışık, Muzaffer Tema, Cüneyt Arkın, İlyas Salman, Aydemir Akbaş gibi daha eskiler ile daha az bilinen Mesut Engin, Uğur Güçlü, Yener Çakmak gibi simalar var bu lezzetli kitapta. Başkaları da var tabii.

Türk sinemasını sevenler ve bu kişileri daha iyi tanımak isteyenler için iyi kitap. Antolojik değeri de var ayrıca.

Not:3/4

23 Eylül 2017 Cumartesi

FİLM SEÇKİSİ 23



KEDİ ÖZLEDİ

Mustafa Şevki Doğan, 2013

Romantik komedi türünde tatlı bir film. Evlilikleri sıradanlaşan ama birbirlerini çok seven bir çift. Erkeğin çapkın arkadaşları hep birlikte bir çapkınlık planı yapıyorlar. Erkek de istemese de katılıyor. Ancak her şey yüzüne gözüne bulaşıyor. Not:3/4

LOVE, ROSIE

Sam Claflin, 2014, Almanya

Çocukluklarından itibaren birlikte büyüyen bir kızla oğlan farklı hayatlar yaşarlar, ilişkileri olur, evlenirler, bir yandan da arkadaşlıkları sürer. Birbirlerini sevdiklerinin farkında değildirler. Hoş, zarif film. Not:3/4

KUZENİM RACHEL

My Cousin Rachel

Sam Claflin, 2017, İngiltere

Genç bir adam, kuzeninin yanında büyür. Kuzeni, Rachel adında bir kadınla evlenir, ancak kuzeni ölür. Genç adam, kuzenini Rachel’in zehirlediğini düşünür. Ancak kendisi de Rachel’a aşık olur. Klasik bir eserden uyarlama güzel bir dram. Not:3/4

İSTİLA

The Invasion

Nicole Kidman, 2007, A.B.D.

Heyecanlı bir bilimkurgu. Dünyaya, dünya dışından bir virüs bulaşır. Bir doktor ve arkadaşları da insanlığı kurtarmaya çalışır. Bildiğimiz Amerikan aksiyonlarından ancak sürükleyici. Not:3/4

KAYIP KADIN

Missing Woman, 2016, Güney Kore

Kızıyla yaşayan bir kadın bir dadı tutar ancak dadı ve kızı kaybolur. Kadın, dadıyı ve kızını bulmaya çalışır. Heyecanlı bir aksiyon. Hiç nefes almadan izleniyor. Not:3/4

22 Eylül 2017 Cuma

LR


İşimizin mantığını soranlara verilebilecek alternatif bir örnek;Merhabalar,
Bugün bayram ziyaretinizde zengin bir akrabanız size dedi ki,
Sana bir işyeri açalım, kira ödeme benden olsun, ürünler için stok maliyetin olmasın ben senin için stoklarım, malların sevkiyat ücretini karşılayacağım, tahsilat derdin de yok. Onu da ben halledicem.
Eeee ben ne yapacağım??
Siz sadece ürünlere müşteri bulacaksınız. Kullanıp beğendiğiniz ürünleri çevrenize tavsiye edeceksiniz.
Yani yapacağınız iş satış- pazarlama.
Teklif kulağınıza sıcak geliyor değilmi? işte size LR da teklif ettiğimiz şey budur.
Peki bu dükkanı açmak için ne kadar maliyetiniz var? Sıfır.
Sadece ilk açılışta bazı ürünleri denemenizi istiyoruz. Ki bu ürünler Avrupa'nın birçok önemli labaratuvarından onaylı Alman malı kaliteli kişisel bakım ürünleri. Deneyip memnun kaldığınız ürünleri çevrenize anlatacaksınız.
Bu işten ne kadar kazanırım??
Ürünleri satmayı tercih ederseniz net %40
Yok ben pazarlama ağımı kurarım, iş ortaklarımın oluşturduğu cirodan prim kazanırım derseniz. % 21 e kadar prim kazanabilirsiniz. Burada bir örnek verelim;
10 kişilik bir ekibiniz var, ve her biri 2000 lira ciro yapıyor. Sizin bu tabloda yaklaşık aylık geliriniz 1500 -2000 TL olur.
Eee ben hiç birşey yapmadım, ekibimdekiler satış yaptı. Ben neden para kazanacağım;
Burada yazımızın başına dönelim, sizin göreviniz şirkete müşteri kazandırmaktı. Siz müşteri kazandırmak için emek harcıyorsunuz, dil döküyorsunuz. Şirkette sizin bu reklam - pazarlama faaliyetiniz için size prim ödüyor. Yani tv reklamına para vereceğine, size prim ödemeyi tercih ediyor.
LR sistemi harika tasarlanmış bir pazarlama sistemidir.
Bayanlar aldığınız elbisenin reklamını yapıyorsunuz. Mesela herhangi bir Zara mağazasında size, " bize müşteri kazandırdığın için teşekkürler deyip para ödediler mi? "
Yada beyler, wolkswagen bir arkadaşınızı onlara araba almak için getirdiğinizde size para ödedi mi? Hayır.
Peki sizlerin olumlu düşünce ve motivasyonu olmasa bu arkadaşlarınız yinede bu ürünleri alırmıydı? Bilmiyoruz.
İşte network marketing budur. Memnun kaldığınız ürünleri başka insanlarada tanıtmak. Ve bu reklamın karşılığını almak.
Ülkemizde LR ile 20-30 bin TL kazanalar var. Hatta daha fazlası.
Şirkette belirli bir seviyeye geldiğinizde araba ödülüde var. ( corsa- Mercedes) İşinizi daha efektif yapabilmeniz için.
Hayatınızda daha farklı birşeyler yapmanın Zaman'ı geldi. Gelin detaylıca konuşalım, ve güzel bir ek gelire sahip olalım. Kim bilir belkide tek işimiz bu olur günün birinde.

LR'yi kullanan ünlüler:






Üye olmak isteyenler veya daha fazla bilgi almak isteyenler aşağıdaki linki tıklayabilirler.


Not: Bu yazıyı, LR'ci blog ve insta arkadaşlarımın isteğiyle yayınlıyorum.

21 Eylül 2017 Perşembe

BLOGLARDAN SEÇMELER



FARKLI DİYARLAR

Kışın okul nedeniyle az yazan arkadaşımız nefis bir yazı yazdı. Kendini anlattı ve blog hayatını. Öyle tatlı yazmış ki.


VAROLAN

Güzelim yazılarıyla yeni arkadaşımız.


ASHLEY YUKA

Öğrenciler için beş pratik yemek tarifi verdi. Soğanlı yumurtayı deniycem.


GAMZE ESRA ERSÖZ

Gezenti arkadaşımız gezi yazılarına devam ediyor. Şimdi, İngiltere


İREM E.

Erasmusla Üsküp'e giden İrem artık bize ordan yazacak.


ELİF

Elif, hepimizi 2020'den önce 20 etkinliğe davet ediyor. Mutlaka okuyun.


YASEMİN AVUN

Bisikletle yaşadığı ilginç olayı anlatıyor bize.



20 Eylül 2017 Çarşamba

YOLDA 2


Work and Travel ile Alaska’ya gitmiştim. Amerika idi niyetim. Bizon mu beslesem, resepsiyon mu olsam, mısır mı toplasam derken Alaska değişik geldi. Balık ayırma tesisi. Sürekli balık geliyor ve sen onları ayırıyorsun.

Daha sonra Alaska’ya bir kez daha gittim. Bu kez de Greenpeace ile. Buzullara sıkışmış bir balinayı kurtarmak için. Ama bu gidişim balık ayırmak içindi. Bütün gün balık ayırıyorduk. Üstümüz hep balık kokuyordu.

Ama çok arkadaşım oldu orada. Her ülkeden, rengarenkti. Bazıları İngilizce’yi düzgün konuşamazdı, bilmezdi. Hala arkadaşım hepsiyle. Face’den, watsaptan hep konuşuruz. Bir yerlere gidersek birbirimizin evinde kalırız.

Yazın Milan’a gitmiştim. Milan, İtalya’nın en güzel şehri. Orda biraz kalıp, ordan Como gölüne geçeyim, sonra Sofya. Sofya’dan otobüsle döneyim. Değişiklik olsun. Hep uçak olmasın. Bulgaristan da her zaman huysuzdur, vize konusunda. Ama bende iki yıllık İngiltere vizesi var, hiçbir şeyden korkmam yani.

Milan sokaklarında geziyorum. Bir anda bir arkadaşla burun buruna geldik. Alaska’dan. Orda sessizdi, popüler değildi. Ama olur ya hani, bir süre geçince, daha önce yakın olmadığınız biri bir anda yakın olur. Bu arkadaş da belki Alaska’yı hatırlattığı için gözüme çok güzel çok yakın gözüktü. Arnavut idi o.

Ama o İngilizce konuşamıyordu yine. Ben de Arnavutça, Makedonca bilmiyorum. Çok güldük, heyecanlandık ama konuşamadık bir türlü. Ne yapsak ne yapsak. Yoldan geçen İtalyanlara sorduk. İngilizce biliyor musunuz diye. Bilen biri çıktı. O İngilizce bilen İtalyan sayesinde biz Arnavutla konuşabildik. Her ikimizin konuşmalarını birbirimize çevirdi İtalyan.

19 Eylül 2017 Salı

YOLDA


Erasmus arkadaşları ile Yunan adalarına gitmeye karar vermiştik. Alman, İngiliz kızlar vardı, bir de biz Türklerden birkaç kişi.

İzmir’de Yunan konsolosluğuna gittik hep baraber. Girdik, vize alcaz. Ancak, pasaportunda Kıbrıs damgası olanlar alamaz dediler.

Allah, biz Türkler bir bağırmaya başladık. Nasıl olur bu, haksızlık bu. Buranın en yetkilisini çağırın, hemen gelsin dedik öyle bas bas bağırdık ki herkes geldi, en yetkili de. Ama yapacak bir şey yok dediler, emir var. Biz de tamam biz de gitmek istemiyoruz zaten deyip bütün evrakları yırttık.

Bizim Alman ve İngiliz kız da, yanımızda bizi dinliyorlar. Alman kız okulu bitirdi, şimdi Siemens’te çalışıyor, Münih’te, bilgisayarcı. Bizim bu Alman, Sylvia, durdu durdu, boş kalmamak için, konsolostakilere, “siz siz, terbiyesizsiniz” dedi.

Bu onun için müthiş kötü bir laftı. Gözlerini belertti böyle, söyledi, ama öyle komik ki, öyle kibar ki. Hiç de kızmış gibi değildi. Bu aramızda espri oldu tabii. Terbiyesizsiniz siz deyip parmağımızı sallardık karşıdakine.

Biz bu ekiple bir de Almanya’ya gittik, trenle, istanbul’dan. Tren, Sofya’da durdu. Biz, Sylvia ile yine indik trenden, istasyonda tuvalete gittik, çişimiz çok gelmişti. Döndük ama tren hareket etmişti. Ben bağırdım çağırdım durdurdum treni, bindik ama bize ceza kestiler. Sylvia’nın sesi çıkmadı. Ceza ödemeyiz biz öğrenciyiz dedim, o kadar çok ısrar ettim ki, kondoktör bıktı, vazgeçti. Kim ödeyecek değil mi o kadar euro cezayı.

18 Eylül 2017 Pazartesi

SELİNA'NIN YAZ TATİLİ MACERASI


Ve Selina’nın Maceraları Tüm Hızıyla Devam Ediyor;

Selina’nın Okul Macerası’nın ardından Selina’nın Yaz Tatili Macerası da kitap raflarındaki yerini aldı. Bir annenin dünya klasiklerinde yer alan büyücülere, canavarlara ve kötü kalpli üvey annelere inat kendi masalını yazma girişimiyle başlayan Selina’nın Maceraları, ikinci kitabıyla yoluna devam ediyor. Çocuklar, anneler ve öğretmenler tarafından çok sevilen Selina bu gidişle Ayşegül serisinin en önemli rakibi olacak gibi görünüyor.

Selina’nın Maceralarının en önemli özelliği; içerisinde kötülük barındırmaması. Sevgiyle, iyi niyetle yaratılmış, doğru ve güzel mesajlar veren bir kitap olması. İçerisinde subliminal mesajlar, erotik objeler vs. yok. Kitap tamamen bir annenin kendi tecrübelerinden ve kızından esinlenerek yaratılmış, eğitici ve eğlenceli bir kitap.

Ayrıca kahramanımız Selina bir prens tarafından kurtarılmayı bekleyen yine kendi hem cinsi büyücü, cadı veya kötü kalpli üvey kardeş veya anne eziyeti gören bir prenses de değil. Tam da yaşının gerektirdiği hayatı yaşayan bir kız çocuk.

Selina’nın Maceraları 6-10 yaş grubu için uygun bir kitap olmakla birlikte hikayeler öyle güzel resimlendirilmiş ki…  3 yaşından itibaren tüm çocukların ilgisini çekiyor ve sıkılmadan zevkle hem dinliyor hem de resimlerine bakarak kendi hikayelerini yazıyorlar.

Ayrıca serinin bir başka özelliği de  Milli Eğitim Bakanlığınca tavsiye edilen kitaplar listesinde yer alması.

Selina’nın Okul Macerası ve Selina’nın Yaz Tatili Macerası tüm online kitapçılarda ve kitap dükkanlarında sizleri bekliyor.

http://www.idilob.com/ (Her iki kitabı yazan blogcu arkadaşımızın blogu)

17 Eylül 2017 Pazar

WENDY HIGGINS RÖPORTAJI


Çoook sevdiğim bir arkadaşımız var. Bir Hayalperestin Kütüphanesi. Adı da çok güzel zaten.

Yazdıklarını severim. Okuduğu kitapları severim. Hep de onun okuduklarını okuyum derim. Genelde okumadığım kitapları okuyor. Ya diyorum nasıl olur, nerden buluyor okumadıklarımı.

Yorumları da ayrı bir tatlıdır. Şimdi o, çok hoş bir şey yapmış. O kadar sevdim ki yaptığını. Sevdiği yazarla bir röportaj yapmış yaaa. Ne güzel bir düşüncee.

Wendy Higgins sevdiği yazar. Ona bir mail atmış ve onunla röportaj yapmak istediğini söylemiş. Yazar da tamam olur demiş. Blogum için yapıyorum demiş bizimki. Yanii, yazarla blogu için konuşmuş.

Ya bu çok heyecanlı bir şey. Bayıldım bayıldım. Öncelikle düşüncesine. Sonra da yapmasına. Blogunda yayınladı bunu. Hem Türkçe hem İngilizce.

Sohbetleri çok tatlıııı. Sorular da yanıtlar da. Siz de okuyuuuun.

16 Eylül 2017 Cumartesi

BATIRIK



Bir Konya, Ermenek, Karaman yemeği.

Yarım demet maydonoz

Sekiz adet taze soğan

Yarım kilo bulgur

Maydonozlar ince kıyılacak. İki yemek kaşığı salça. Bir kaba, maydonoz, soğan, salça konur. Soğanlar da incecik olacak. Ayrıca, kırmızı pul biber, kimyon atılır, birer tatlı kaşığı kadar. Bir yemek kaşığı tuz. Ve nane ile karabiber. Bunların hepsi karıştırılır. Yani yeşillikler, baharat ve salça. İki de limon sıkılır. Karışım hazırlanır.

Bir ayrı kapta, bulgur, sıcak su ile şişirilir. Haşlama gibi olur. Sonra bulgur, önceki karşımın içine konur. Üstüne de bol bol tahin konur. Dört yemek kaşığı veya isterseniz fazlası. Baharat da çoğaltılabilir. Sonra hepsi iyice karıştırılır.

Karışım olunca, oluşan batırık, iki şekilde yenebilir. Yarısı mesela, mercimek köftesi gibi elde yuvarlanır, tabağa dizilir. Diğer yarısı ise derin bir kaba konur ve üstüne su eklenir, karıştırılır. Çorba gibi olur, sulu. Böylece çorba gibi de yenir. Çorbasını içerken, kasenin içine, batırığın içine marul ufalanır ve domates ince ince kıyılır. İçtikçe bunlar eklenebilir. Ayrıca, köfte gibi olanlardan da çorbanın içine atılıp kaşıkla ezilerek yenebilir. Çorbanın içine salatalık da atılabilir.

Faydalı, lezzetli ve doğal yemek.

15 Eylül 2017 Cuma

ŞARKI LİSTESİ


Harry Styles-Sign of the Times
Dua Lipa-New Rules
Selena Gomez-Fetish
Sia/Rihanna-High Life
Miley Cyrus-Malibu
Badfinger-Baby Blue
Badfinger-Without You
Badfinger-Day After Day
Badfinger-Dear Angie
Jehro-All I Want
Jehro-Everything
Selma Hünel-Bir İhtimal daha Var
Teoman-Renkli Rüyalar Oteli
Yüzyüzeyken Konuşuruz-Ateş Edecek misin?
Mo Pitney-Country
Rod Stewart-Have you ever seen the Rain?
Birileri-Halledebilirdik
Rixton-Me and My Broken Heart
G-Dragon-Bullshit
Charlie Puth-Attention

YAGE MEKTUPLARI



William Burroughs ve Allen Ginsberg

Altıkırkbeş Yayınları

Burroughs ve Ginsberg, ellilerde ve atmışlarda ünlenen iki yazar. İkisi de o dönemin Beat kuşağı temsilcisi.

Burroughs roman yazarı, Ginsberg ise şair. Bu ikisi ellilerde tanışıyor. Burroughs, daha sonra Güney Amerika’yı dolaşmaya çıkıyor. İkisi de o dönemlerde, entelektüllerden ancak uyuşturucu da kullanıyorlar.

Burroughs, Yage adlı bir otun peşinde o zaman. Yanılsamalar yaratan bir ot bu. O dönemde, bir diğer gizemci yazar da Güney Amerika’da dolaşıyor, o da peyote adlı otun peşinde. O da yanılsamalar yaratan bir ot. Bu büyük yazar ise Carlos Castaneda.

Burroughs otun peşindeki yolculuğunu mektuplarla Ginsberg’e anlatıyor. Sık sık yazıyor. Ginsberg bu mektupları biriktiriyor. Daha sonra, Burroughs yolculuktan dönünce, bu kez Ginsberg gidiyor Güney Amerika’ya, ot peşine. O da Burroughs’a mektuplar yazıyor.

Daha sonra, ikisi, bu mektupları kitaplaştırıyor. O dönemin iki önemli yazarı, bu mektuplarla, uyuşturucu peşindeki yaşamlarını anlatmış oluyorlar. Bu anlamda, botanik kitabı gibi aynı zamanda. Yazarları tanımak açısından önemli kitap.

Bir çeşit belge roman gibi oluyor, mektuplar şeklinde. Uyuşturucu kullanan yazarların kafalarının nasıl çalıştığını anlamak için ilginç. Edebi değeri yok ama edebi açıdan tarihsel, kronolojik önemi var. Sadece bu yazarları merak edenler için okunabilir bir kitap. Herkese göre değil.

Not:2/4

13 Eylül 2017 Çarşamba

SON KIZÇE GÜNESÜRGÜN



Günesürgün çıkalı yaklaşık altı ay oldu. Kitabı okuyan birçok arkadaşım instagramda kitaplı fotolarını paylaştılar. Teşekkür ederim onlara.

Günesürgün’ü, günü yani, güneşe doğru olan bu kitabı, geçen yıl, Nisan ile Kasım arasında yazmıştım. Günlük şeklinde, anı parçaları, anlatılar şeklinde.

Bu kitap da diğerleri gibi, bir lotus çiçeği, bal çiçeği. Pembe lotus çiçeği olarak aydınlanmayı temsil ediyor benim için. Günlü, güneşli olduğu için.

Bu kitapta, gündelik yaşamdan anı parçalarını günlük şeklinde yazıp, çevredeki, mahalledeki insanları, komşuları, bakkalı, ayrıca İstanbul, Ankara, İzmir’den akraba, arkadaşları yazmıştım. Aile büyüklerim de vardı. Dedeler ve daha eskileri.

Bloglarında yazan arkadaşlarım da oldu bu kitabı okuyup da. Bunlardan saptayabildiklerim:

ÖCEANNE ÖZLEM B.


HALİL GÖNÜL


ACEMİ DEMİRCİ


12 Eylül 2017 Salı

FİLM SEÇKİSİ 22



YAŞAMAK İÇİN

Vivre Pour Vivre

Claude Lelouch, 1967, Fransa

Karısı ile sevgilisi arasından kalan bir televizyon muhabirinin yaşamı. Fransız usulü aşk filmlerinden. Başrolde ünlü şarkıcı Yves Montand. Not:3/4

MADO

Claude Sautet, 1976, Fransa

Bir işadamının iş dünyası ve özel hayatı. Tam Fransız tarzı filmlerden. Yönetmen de zaten tipik Fransız filmleri çekiyor. İyi film. Not:3/4

FARGO

Coen Kardeşler, 1996, A.B.D.

Coen kardeşlerin ünlü filmlerinden. Karda, kışta, soğuk Minnesota eyaletinde geçen kendine özgü, komik bir dram. Adamın biri zengin olmak için plan yapar ancak iş büyür, cinayetler başlar, birçok insanın hayatı değişir. İyi film. Not:3/4

NELLY VE MÖSYÖ ARNAUD

Claude Sautet, 1995, Fransa

Yönetmenin, Hayat Bağları, Ayazda Bir Yürek gibi en iyi filmlerinden biri. Yaşlı bir adam, yazacağı kitap için kendisine yardımcı olacak genç bir kız tutar. Birlikte çalışırlarken aralarında güzel ve özel bir bağ oluşur. İnce film. Not:4/4

KIRMIZI BALON

Le Ballon Rouge, 1956, Fransa

Unutulmaz klasik filmlerden. Ufak bir oğlan yolda kırmızı bir balon bulur ve onunla hiç ayrılmazlar. Saf, masum, duygusal, incelikli film. İnsancıl. Not:4/4

11 Eylül 2017 Pazartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 10



TERS DÜZ

MERT OFLUOĞLU

Ece Duman ( Melis Birkan J) Bozbalık’a gidiyor. Her yazar gibi doğanın içinde yalnız kalıp yeni romanını yazmaya. Değil. Kaybolan babasının sırrını çözmeye. Bozbalık. Trabzon dolaylarında bir köy. Değil. Nette ararsanız, Bozbalık, “Murat Boz Balık Burcu Mu?”, “Murat Boz Balık mı seviyor?” gibi bilgiler çıkıyor. Bozbalık bir yok köy.

Bozbalık, William Faulkner’in hayal ülkesi Yoknapatavvpha gibi hayal ürünü bir köy. Romanda her şey orada olup bitiyor. Ece, babasını bulmak için Bozbalık’a gidiyor ve kardeşlerini görüyor. Bozbalık’tan 18 yıl önce ayrılan Ece bu dönüşünde İstanbul’daki yaşamına hiç benzemeyen bir hayata tanık oluyor.

Bitki örtüsü, yiyecekler, gelenekler, sözcükler her şey değişik. Ece, babasını ararken yeni romanını da yazmaya çalışır, kardeşlerini de tanımaya. Bir yandan da duygusal yaşamı karmaşıktır. Bir şehirlinin kırsal yaşama alışması ve çocukluğuna dönmesi gibi başlayan roman beklenmedik bambaşka bir yöne doğru gider. Aşk ve gizem ve gerilim.

Kitabın sonuna dek merak ediyoruz ne olacağını. Sonunda da heyecan hiç düşmüyor. Kitapta aslında üç ana yol var. Biri, Ece, kardeşleri ve babasının esrarı, ikincisi, karmaşık gerilim ve aşk, üçüncüsü ise, bu olay örgüsünden bağımsız olarak olayların gerçekleştiği ortam, doğa, gündelik yaşam detayları. Romandaki bu tür betimlemeler, okumayı daha keyifli hale getiriyor.

Mert’in de belirttiği gibi romanın dizisi çok güzel olur, sürükleyici olur, çünkü roman çok rahat canlandırılıyor okuyanın zihninde. Romanın olay örgüsü romanın popüler yönü, olay örgüsü dışındaki doğa ve yaşam tanımlamaları ise romanın edebiyat yönü.

Bir anda başlayıp kaptırıp gidip bitirilen bu keyifli ilk roman için arkadaşımızı kutlarız. Devamı gelecektir zaten. Biz de okuruz. Zaman içinde edebiyatçı kimliği ile tanınmasını isteriz.

10 Eylül 2017 Pazar

MÜZİK


Burak King-Koştum Hekime
Eleni Vitali-Gramma Kai Grafi
Bahadır Tatlıöz-Takvim
My Chemical Romance-Famous Last Words
Nell-The Day Before
Bee Gees-Holiday
Kenan Doğulu-Tencere Kapak
Handan Kara-Sen Bir Yana Dünya Bir Yana
Handan Kara-Sarmaşık Gülleri
Handan Kara-Kader Bağladı Bizi
Neyse-Siyah (Esved)
Kıraç-Zaman
Salih Yılmaz-Yaylanın Çimenine
Edis-Çok Çok
Cem Adrian-Sana Sarılınca
Dorothy-Down to the Bottom
Dorothy-Raise Hell
Selda Bağcan-Düşen Hep Yerde mi Kalır
Jakuzi-Koca Bir Saçmalık
Buray-Gitmem Gerek

9 Eylül 2017 Cumartesi

AFFEDİLEMEYENLER



Philippe Dijan

Ayrıntı Yayınları

Dijan, efsane romanlardan Betty Blue’nun yazarı. Betty Blue, çılgın bir kızla bir yazar adayının yıpratıcı aşklarını anlatıyor. Filmi de efsaneleşenlerden. Yazarın bir diğer romanı Elle de, Huppert’in oynadığı O Kadın.

Bu romanda da yine bir yazar var. Ünlü bir yazar, birçok ünlenmiş kitap yazmış, ancak uzun zamandır yazmıyor. Yaşlanmaya başlayan yazar yeniden bir kitap yazmaya karar veriyor. Yazmak istiyor ama hayatı da yolunda gitmiyor.

Karısı ile arası iyi değil, kızı kaçmış. Sürekli olarak geçmişe dönüyor, ilk eşini düşünüyor. Yaşlanma konusu da kafasını kurcalıyor. Bir yandan da hayat devam ediyor. Fransız edebiyatında ve sinemasında sık rastladığımız burjuva yaşamının iniş çıkışları.

Yazar, karısını da kıskanıyor ve ondan şüphe ediyor, bu nedenle onu izlemek için birini tutuyor. Bu hayat devam ederken, yazar bir yandan romanı için kurgu yapmaya çalışıyor.

Bu romanı da filme çekildi yazarın. Inpardonnables, yönetmen de Andre Techine. Dijan, Fransa’nın yeraltı edebiyatçılarından.

Not:2/4

8 Eylül 2017 Cuma

PROUD OF LOVE



Sevmekten utanma, kibirli olma, sevginden gurur duy anlamına geliyor dizinin adı.

Şirin, tatlı, komik, duygusal bir Tayvan gençlik dizisi. Onlar da Koreliler gibi çok tatlılar. Dizi, müzikleri, komiklikleri ile keyifle izleniyor.

Üniversite dizisi. Genç bir kız, genç bir çocuk, genç bir çocuk daha. Bir kız iki oğlan ve diğer arkadaşları. Dizinin ana teması vücüu değişimi. Genç kız ile oğlanlardan birinin bedenleri değişir.

Kız erkek olur, erkek de kız. Bedenler değişir ama ruhlar ve kalpler değişmez. Ancak, beden değişimi yüzünden çevreye karşı komik durumlara düşerler.

Japonlarda olduğu gibi bu dizide de bol abartı var. Komiklikler abartılı, çizgi film gibi, ancak bu abartılı sahneler tatlı. Üç baş oyuncu da pek hoşlar.

Sevimli bir tatil dizisi, yaz dizisi. Birinci sezon bitti, olay çözülecek sandık ama çözülmedi. İkinci sezonu yakında başlayacak.

Şirin romantik komedi sevenler için.

7 Eylül 2017 Perşembe

DOLMUŞ



Hayatta her zaman tuhaf şeyler olur. İnanılmayacak şeyler. Duyunca, yok canım, olmaz öyle şey, diyeceğimiz. Ama oluyor işte.

Hikayemiz o kadarı da olmaz diyeceklerimizden. Ama olmuş işte. İstanbul’da her zaman her şey olabilir. Çünkü, İstanbul’da tutunabilmek başlı başına bir uğraştır.

Genç bir adam para kazanmanın bir yolunu bulur. Dolmuşlarda para kazanacaktır. Günlerce, aylarca, yaklaşık iki yıl boyunca dolmuşa biner, her gün defalarca.

Bir hat seçer önce, Üsküdar-Kadıköy örneğin. Dolmuşa biner, önlerde oturur veya ayakta durur. Müşterilerin paralarını alır ve şoföre uzatır. Para üstlerini alır ve hemen iner. İnecek var der ve aniden iner. Para üstleri onda kalır. Kalabalık dolmuşları seçer.

Bazen de parayı şoföre uzatmadan iner. Ücretler ve para üstleri onda kalır. Aynı hatta defalarca yapar bunu. Sonra hattı değiştirir. Kadıköy-Bostancı gibi. Bu kez aynı işlemi yine yapar. Yolcuların dikkatsizliğinden, şaşkınlığından yararlanır.

Bu üçkağıdı aylarca yapar. Hiç de yakalanmaz. Gözlük, şapka kullanır. Şehrin çeşitli noktalarında devam eder. Para biriktirir böylece, hergün yüzlerce lira kazanmaktadır.

Sonra ev ve araba alır ve bu numarayı bırakır. Sonra da bir şirkete girer ve pazarlama müdürü olur. Bu işte de iyidir. Malı satıncaya dek çok dil döker. Elli bin liralık malı ikiyüzbine satar, şirketten payına düşeni alır. Sattıktan sonra ise müşterinin telefonlarına çıkmaz ve hatta engeller. 

6 Eylül 2017 Çarşamba

BLOGLARDAN SEÇMELER 3


BONHEUR

Aramızda yeni aktif arkadaşlarımızdan, her konuda yazabiliyor, kültür sanat da, yazıları da arkadaşlığı da hoş. Keşfedileceklerden. Yorum kutusu nedeniyle yorum yapamasam da yazılarını seviyorum. Bonheur. İsmi de ne güzel değil mi ama?

https://murekkeplehayaller.blogspot.com.tr/

ELİF

Bir süredir yazmayan Elif, yeni öyküleriyle geri döndü. Yine Müzeyyen öyküleri yazıyor ve öyküleri çok güzel. Ateşböcekleri öyküleri.


YALNIZ AMA ÖZGÜR

Sevgili arkadaşımız yine güzel ve capcanlı, güncel yazılar yazmaya başladı. Okumayı çok sevdiklerimden.


ESMA TEZGİ

Kitaplar yazan arkadaşımız, çeviri konusunda nefis bir yazı yazdı.


İNCİNİN DÜNYASI

Yenilerden arkadaşımız hemen bizden biri oldu. Eskiden beri bizimleymiş gibi. Yazıları da yorumları da pek hoş. Demirbaşlarımızdan oldu bileee.


JETONYA

Kitapları yazan arkadaşımız, Uygur kültürü üzerine nefis bir yazı yazdııı.


KELEBEK ETKİSİ

Kendisine gelen yorumlar ve sorularla ilgili beni çok şaşırtan bir yazı yazdı.


ÖZLEM YAVUZ

Kelime tozu gibi nefis bir blog ismi olan Özlem, okumaya doyulmayan öyküler ve yazılar yazıyor.


EDA DEMİR

Zeytinli Rock Festivali yazısına bayıldım.


GİZEM

Şirin arkadaşımız nefis bir bayram yazısı yazdıııı.

5 Eylül 2017 Salı

LUNAPARK


Bayramlarda en eğlenceli yerlerden biri de lunaparklar. Renkli, ışıklı, kalabalık. Özellikle küçük yerlerdekiler çok iyi oluyor. Didim, Akçay, Balıkesir, gibi.

Bayramlarda bir yerlere gitmeyenler, gidemeyenler akşamları lunaparka gidiyor. Ya da tatile gidenler de gittikleri yerlerde uğrarlar lunaparka.

Pamuk helvalar, içecekler, dönerciler, her şey vardır. Bir de oyuncaklar tabii. Miniklere oyuncaklar, büyüklere. Minik atlıkarıncalar, minik kurt gibi trenler. Çarpışan arabalar, piyangolar, çember atanlar, hedef vuranlar.

Bir de yükseklerde olanlar. Dönme dolap neyse de o insanı alt üst eden oyuncaklar var. Gondol, korsan, uçandaire, kamikaze gibi. Tepeye çıkıp ters dönenler. İnsanlar binerler, bağırırlar, heyecandan, korkudan.

En korkuncu da rollar coaster, loop yapanlar, uçak gibi bir anda aşağıya inenler. Oyuncak kuyrukları ise hiç bitmez. Lunaparklar çok hoştur. Çocukluğumuzun en güzel anıları buralardadır.

Bense, lunaparkta bir kavgaya şahit oldum. Bu kadar kalabalık yerde kavga da olur tabii ki. Bir aile vardı. Anne, baba, yaşlıcalar, yanlarında oğulları, koca adam, adamın karısı ve kızı. Para konusunda tartıştılar. Sen ödeyeceksin, ben ödeyeceğim diye. Adam, bas bas bağırıyordu.

Çok sinirliymiş adam. Annesi, oğlum sen neden böyle sinirlisin hep diyordu. Geçmişte de sinirle bir çok şey yapmış adam. Babasına takma diş almış. Babası kullanmıyormuş ama eskimesin diye. Oğlu hep sorarmış, neden kullanmıyorsun diye. Oğlan sonunda sinirlenmiş, takma dişi masaya koymuş, kırmış parçalamış. Şimdi kullan baba demiş. Bir keresinde de, annesine elektrik süpürgesi almış. Annesi de eskimesin diye kullanmıyormuş. Adam öyle kızmış ki annesine, süpürgeyi camdan aşağ atmış, Hem de camları kırarak.

4 Eylül 2017 Pazartesi

BAYRAM NEŞESİ


Babaannem, her bayram, onların evinde toplandığımzda, nerde o eski bayramlar der. Tatlı ile gazoz verirlerdi eskiden, küçüklere, torunlara mendil içinde para. Çikolata, kolonya.

Başlar anlatmaya, biz eskiden, karpuz çekirdeklerini kurutur, tuzla kavurur, sokakta evlerin önünde yerdik diye. Şimdiyse babaannem, elinde akıllı telefon, kahve fincanlarının fotosunu çekip, guguldaki sevdiği falcılara gönderiyor, böyle fal bakıyor. Bir yandan bizimle sohbet ederken bir yandan yine bizimle kelimelik oyunu oynuyor. Hemen açıyor gugulu, soruyor, Kak, ne demekmiş.

Bir yandan da bizlere, torunlarına, şakadan kızıp değişik isimler takıyor veya çekiştirdiğimiz birilerine. O kazulet, o surlanta, ki bunlar çirkin demekmiş, beşaret, iri yarı çirkin kadın, kuzuli ise resmen deli imiş. Giritçe bunlar. Babaannemin annesi, Sakız’da yaşarmış, savaş zamanı, babası Sakız’a savaşa gidiyor, annesini görüp aşık oluyor, Rum kızı, Kuşadası’na getiriyor, evleniyor.

Eskiden babaannemlerin büyük bahçesi vardı. İki koyun keserlerdi. Sabah kavurma yerdik kahvaltıda. Bir de boyun çorbası. Sonra babaannem bize kavurmalardan verir, eve gidince içine patates, domates, biber atın, iki tıkırdatın yeter derdi. Biz de babaanne, boşver sen tıkırdatmayı, sen bize paraları tıngırdatsana derdik.

Şimdi bahçe küçüldü, tek koyun kesiliyor, boyun çorbası değişmedi. Babaannem, bayram sabahı için börek de yaparken, bir yandan da wadzapta konuşurken, telefonu böreğin içine düşürmüş, bize anlattı, günün esprisi oldu. Ispanaklı Samsung böreği.

Bayram sabahı toplanınca, yine klasik foto törenleri oldu. Önce sofrada, sonra uzun divanda, sonra da bahçede toplandık maile ve bütün telefonlarla foto çektik.

3 Eylül 2017 Pazar

FIGHT FOR MY WAY


Bu yazın tatliş Kore dizilerinden biri. Yumuşak, keyifli bir romantik komedi.

Zaten bence Koreliler, romantik komedilerde en iyiler. Bu dizinin de konusu, oyuncuları, müziği iyiydi. Anime izliyormuş gibi hissettim. Anime tatlığındaydı yani. Şipşirin bir dizi.

Dört ana karakter var. Çocukluk arkadaşları. İkisi sevgili, ikisi arkadaş. Dörtlünün arkadaşlıkları yaklaşık yirmi yıl sürüyor. Minikken de birlikte oyun oynayıp okula gidiyorlar. Büyüyünce de birbirlerine yakınlar.

Arkadaş olan ikili, dizinin en sevimli yanı. Arkadaşlar ama hep beraberler. Ama birbirlerini sevdiklerinin farkında değiller. İkisi de hayalleri peşinde koşuyor. Dizinin adı da buradan geliyor zaten. Kendi yolum için savaşmak, anlamında. Hayallerinin peşinde koşmak.

Biri küçükken dövüşçü, sonra bırakıyor mecburen, ama hayali hep dövüşmek, tekvando yapmak. Diğeri de hep bir spiker olmak istiyor. İkisi de başka işler yapsa da hayallerini unutamıyorlar.

İkilinin tatlı ilişkilerini izlerken bir yandan da dörtlünün çocukluklarına dönüyoruz sık sık. Bu bölümler de çok hoş. İki başrolün uyumu çok iyi. Arkadaşlık ve aşk ilişkileri sevilesi. İkisini izlemek büyük zevk.

İdeal romantik komedi. Yan konular da var ama ikiliyi izlemek yetiyor.

2 Eylül 2017 Cumartesi

GAMLI BAYKUŞ


Gamlı Baykuş, yeni kültür sanat edebiyat dergilerinden. Henüz dört sayısı oldu.

Son sayısında, yazar Behçet Çelik ile bir söyleşi var. Bu sayının dosyası, kahramanlar ve anti-kahramanlar. Genelde edebiyattaki anti kahramanlar incelenmiş. Lermontov, Niçe, Gogol, Camus, Oğuz Atay kitaplarındakiler, örneğin. Çizgi roman kahramanları ve kahramanlarla geçen hayatımız anlatılmış.

Öyküler, şiirler de bulunmakta dergide. Fırat Tanış ile bir ropörtaj da var. Yazıların çoğunluğunun öyküler ve şiirler olduğunu söyleyebiliriz. Derginin yazar kadrosu ve çalışanları genelde tanınmamış kişiler, popüler değiller, bu da iyi olmuş.

Güzel yazılarla dolu bir dergi.

Dergiden: “mutluluk masal, mutsuzluksa hikayedir/Tolstoy”

1 Eylül 2017 Cuma

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 9


DÜŞ BATIMI

Hanife Mert

Adından da anlaşılabileceği gibi düşlerin batışını anlatıyor bu hüzünlü roman. Bir ailenin yıllara yayılan hüzünlü öyküsünü 1980’lere kadar getirmiş yazarımız. Ama bu romanın bir devamı olmalı ve Elif’in neler yaşadığını öğrenmeliyiz.

Yazarın blogundan da alışık olduğumuz dili bu kez bize uzun bir hayat öyküsü sunuyor. Taşrada, kırsalda, köyde geçen bir roman bu. Zamanla küçük büyük şehirler de girse romana genelde bir köy romanı diyebiliriz.

Köy yaşamının incelikleri ve biz büyük şehir insanlarının hiç alışık olmadığı bir dil var anlatıda. Yerel köy dili. Ancak çok sevilesi ve tatlı bir dil bu. Neyin ne olduğunu nette sözlüklerden buluyoruz. Sanırım yazarımızın iş gereği köylerde olmasından geliyor bu dil.

Otobiyografik içeriği olan bu hüzünlü anlatıda yazar köylük yerde parçalanmış bir ailenin dramatik yaşamını gösteriyor bize. Ve geleneklerin kadın üzeründeki baskısını. Kırsal alanda boşanmanın daha zor olduğunu da anlıyoruz.

Romandaki Zeynep ve Elif özellikle acılı kadınlar ve onların yaşamı destansı. Ailelerin parçalanması kadınlar üzerinde daha olumsuz etki yapıyor ve hayatlara yazık oluyor. İyiniyetli cahillik var hep karakterlerde.

Hanife Mert arkadaşımızdan müthiş bir ilk roman bu. Büyük şehir insanlarının sahte hayatlarından sonra bu roman çok gerçek geliyor bize ve mutlu ediyor. Böyle bir hüzünü seviyoruz.

Not:4/4

Hanife arkadaşımızın blogu


Youtube’da Hanife arkadaşımız

31 Ağustos 2017 Perşembe

MÜZİK DEMETİ


Sıla/Mabel Matiz-Muhbir
Sam Smith-Writing is on the Wall
Kubat/Funda Arar-İnce İnce
Emel Sayın-Başıboş Saatlerde
Işın Karaca/Sefa-Sevmekten Anladığım
Taylor Swift-Out of the Woods
Dr. Hook-Sylvia's Mother
Abdülkadir Meragi-Amed Nesim-i Subh-Dem
Münir Nurettin Selçuk-Dumanlı Başları Göklere Ermiş
Zeki Müren-Yörük de Yaylasında Yaylayamadım
İsmail Baha Sürelsan-Güle Sor Bülbüle Sor
Ottorino Respighi-Pini di Roma
Rossini-Mille Grazie Mio Signore (Sevil Berberi)
Bizet-Je Crois Entendre Encore
Mauro Giuliani-Guitar Concerto No:1
Denis Milhaud-Scaramouche
Boby Solo-Una Lacrima Sul Viso
Skeeter Davis-The End Of The World
The Sound of Music-Edelweiss

Üç mücevher:

Mozart-Greensleeves
Brothers Four-Green Leaves of Summer

Brothers Four-Greenfields

Hepimizin Kurban Bayramı kutlu olsun. Kurban olurum size. Yepi yav yepi yey. Yav he he yav.

29 Ağustos 2017 Salı

FARGO


Fargo, Coen kardeşlerin eski filmlerinden. Belki de en iyi filmleri. Barton Fink, Büyük Lebowski, İhtiyarlara Yer Yok gibi herbiri ünlü olan birçok filmleri var bu iki yönetmen yapımcının. Tarantino gibi onların da kendilerine ait bir sinema evreni var.

Filmde, bir araba galericisi, zengin kayınpederinden fidye almak için kendi karısını kaçırttırır. Fakat işler karışır ve çığırından çıkar, cinayetler olur. Fargo, Amerika’da Kuzey Dakota’da bir şehir. Kuzeyin soğuk ve karlı buzlu şehirlerinden.

Filmde Steve Buscemi, William H. Macy gibi klas karakter oyuncuları var. Doğa ve müzikler de iyi filmde. İnsan galerisi gibi bir film. Küçük çıkarların doğurduğu büyük felaketler. Sıradan insanların hayatlarındaki küçük oyunlar ve suçlar.

Coen kardeşler, aradan yirmi yıl geçtikten sonra, Fargo adlı filmlerinin dizisini yaptılar. Üç sezon oldu şimdilik. Olaylar, Minnesota’nın küçük şehirlerinde, kasabalarında geçiyor. Ancak, her olay eninde sonunda, Fargo şehrine bağlanıyor.

Dizi, filmden ilham alıyor. Yine soğuk, kar, buz, bembeyaz bir doğa. Sıradan insanlar. Bu insanlar, küçük çıkarlar için küçük hatalar yapıyorlar. Ama bu hatalar zincirleme büyüyerek büyük dramlara yol açıyor. Sonunda olaylarla ilgili kişilerin hayatı alt üst oluyor.

Üç sezonda da karizmatik katiller var. Katiller, kötüler çok başarılı, iyiler ise beceriksiz. Üç katil de çok etkileyici. İyiler ise hep çaresiz. Dizi, sakin ama dram dolu ve bütün olaylar aynı zamanda çok komik.

Yine doğa, müzik, çok iyi. Kahramanların filozof konuşmaları da eğlenceli. Bu konuşmalar hiçbir yere varmıyor. Neden söylendikleri de belli değil. Dizinin oyuncu kadrosu çok çok iyi. Billy Bob Thornton, Patrick Wilson, David Thewlis, Kristen Dunst, Martin Freeman, örneğin.

Unutulmazlar arasına girecek bir dizi. 

27 Ağustos 2017 Pazar

CANTERBURRY HİKAYELERİ



Geoffrey Chaucer

Dover Yayınevi

Canterburry hikayeleri, dünya üzerindeki en eski metinlerden biri. Yaklaşık sekizyüz yıl önce yazılmış.

Şekspir’den bile önce. Şekspir, belki bu kitabı örnek almış olabilir. Eski metinlerin çoğunda olduğu gibi bu kitap da şiirler halinde yazılmış. Şiir şeklinde yazılmış hikayeler.

Eski İngilizce bu tabii ki. Ortaçağ İngilizcesi. Ancak, bu eski, değişik İngilizce sonra modernleştirilmiş. Ortaçağda, sıradan halk konuşurmuş İngilizceyi. Çünkü o zaman Latince var.

Bu hikaye kitabı insanları anlatıyor. O dönemin insanlarını. Bir grup insan yola çıkıyor, bir handa konaklıyor, sonra tekrar yola çıktıklarında, yolda sıkılmayalım diye birbirlerine hikayeler anlatmaya başlıyorlar.

Hikayeler, herhalde gerçek hayat öyküleri. Genelde eğlenceli, mizah dolu öyküler. O günlerin yaşamını okuyoruz. Bu nedenle belge olarak da çok önemli.

Dünya edebiyatının başyapıtlarından.

Not:4/4

WILLARD VE ONUN BOWLING KUPALARI



Richard Brautigan

Altıkırkbeş Yayınları

Brautigan, ülkemizde sevilen yazarlardan. Amerika’da Alabalık Avı, bizde en tanınan romanı.

Ünlü Beat Kuşağından o. İkinci Dünya Savaşı sonrasında edebiyatçıların oluşturduğu kuşak. Kerouac, Ginsberg ve diğerlerinin kuşağı. O dönemin öncüleri, asileri, hayatları yollarda geçenler. Hippi dönemi.

Bu romanı, komik ve hüzünlü, yazarın. Tüm kahramanları, kayıp insanlar. Hiçbiri akıllı değil, hepsi hafif kırık. Anc ak çok sevimliler. Beyzbolda iyi olan Logan kızkardeşler birçok kupa kazanırlar. Evlerindeki bu kupalar bir gün kaybolur.

Logan kardeşler, kupaları nerede bulacaklarını bilemezler. Bu yüzden, yola çıkarlar, şehir şehir gezerler, elbette bulamazlar. Kupalar ise, ikisi de birbirinden tuhaf bir çiftin elindedir.

Kendine özgü, yumuşak dilli bir yazarın kendine özgü romanı. Yer altı edebiyatını sevenler için. Ancak, herkese göre değil.

Not:2/4

26 Ağustos 2017 Cumartesi

GÖRÜNMEYEN



Mari Jungstedt

Beyaz Baykuş Yayınevi

Görünmeyen, son yıllarda yaygınlaşan ve çok sevdiğimiz Kuzey polisiyesi örneklerinden biri. Türkçeye yeni çevrilen bir yazar ve yeni bir polisiye serisi.

Serinin ilk kitabı bu, Görünmeyen. İsveç’in Gotland adasında geçiyor bu kitaptaki olaylar. Ada, turistik bir yer, sakin, huzurlu. Ancak, arka arkaya üç genç kadın öldürülüyor.

Medya cinayetlere ilgi duyuyor ve adaya geliyor. Polis de katilin peşinde. Bu üç kadın arasında bir bağlantı olmalı elbette. Bu bağlantıyı bulmak kolay değil.

Kuzeyin soğuk ortamında geçen polisiyeler nedense çok çekici oluyor. Kuzeylilerin neden iyi polisiye yazdığını incelemek lazım. Pek cinayetin olmadığı ülkelerde en iyi cinayet romanları yazılıyor.

Görünmeyen, polisiye sevenler için iyi. Umarım, serinin devamını da okuyabiliriz.

Not:3/4

SON SIĞINAK



Reşat Nuri Güntekin

İnkılap ve Aka

Son Sığınak, yazarın son romanı. O öldükten sonra ortaya çıkmış, o yüzden düzeltilmemiş, roman içinde arada ufak tefek havada kalan durumlar, cümleler var. Ama farketmiyor. Reşat Nuri yazmış sonuçta. Yazarı sevenler için yine iyi bir roman.

Bir tiyatro romanı, tiyatro sevgisi. Romanın gerçek yaşamdan alındığı da belli. Bu anlamda, bir belge olarak da hoş bir roman. Bundan yüz yıl öncesinde, Darülbedayi’ye rakip olarak kurulan bir Anadolu tiyatrosunun turnesini bize anlatıyor. O dönemin yaşantısını okumak keyifli, öncelikle.

Eski bir asker, bir tren yolculuğu sırasında, trenin bir süreliğine durması nedeniyle, küçük bir ilçede kalır. Trende ve ilçede birçok kişi ile tanışır. Bu kişilerle birlikte bir tiyatro kumpanyası kurmaya karar verirler. Grup, İstanbul’da kurulur ve turneye çıkarlar. Anadolu’yu gezerler ve sevilirler.

Tiyatro macerasını izlerken bir yandan da gruptakilerin hayatlarını okuruz. Başlarına gelenleri öğreniriz. Yani hem tiyatro açısından hem de insanların yaşamı açısından ilgi çekiyor, merakla okunuyor.

Reşat Nuri sevenler zaten okur, hiç okumamış olanlar ise bu romandan başlamasın.

Not:3/4

25 Ağustos 2017 Cuma

ROGER WATERS



Rock tarihinin en önemli iki müzik grubundan biri olan Pink Floyd’un, diğeri de The Beatles, basçısı Roger Waters, yaklaşık 25 yıl sonra yeni bir albüm çıkardı ama ne albüm.

Waters, Floyd’un en etkili üç elemanından biri. Syd Barrett ilk ağır toptu, sonra Waters geldi, en son da Gilmour. Waters, yaklaşık 35 yıldır Pink Floyd’dan ayrı. Solo albümler yapmıştı birkaç tane. Hepsi de elbette Pink Floyd müziği idi. Ya da devamı gibi.

Waters, hep hüzünlü, karamsar ve öfkeli müzik yaptı, şarkı sözleri hep böyle oldu. İkinci Dünya Savaşında babasını kaybeden kuşaktan o. Savaştan hep nefret etti. Dünyanın gidişini hiç iyi görmedi. Halen de öyle. Şimdi daha da karamsar. Eskiden Thatcher, Bush, dönemlerini eleştirirdi. Şimdi artık Trump dönemini.

Pink Floyd, en son 3 yıl önce albüm çıkarmıştı, Gilmour artık bu son demişti. Silent River, yumuşak ve huzurlu bir albümdü. Bir Gilmour dokunuşu çünkü o. Elegant Touch diyebiliriz ona. Ama şimdi Pink Floyd’un kötümseri, şairi Waters müthiş bir albümle döndü. Yani, bir Dark Touch.

Waters, bu albümde bizi doyuruyor. Tam Pink Floyd tarzı bir albüm. Waters dönemi Pink tarzı. Müzik, Final Cut’ı andırıyor. Sözler ise işte bizim Waters. Karamsar ve öfkeli, her zamanki gibi. Waters, o uzun yıllar içinde müzikte hiç geriye gitmemiş.

Baştan sona yine bir opera gibi albüm. Bütün şarkıları ve sözleri iyi. Özellikle Smell the Roses ve Deja Vu adlı şarkılar, Waters’ın başyapıtları gibi. Bu kadar da Pink Floyd şarkılar yani. Mükemmel.

Is this the life what we really want?, gerçekten de istediğimiz hayat bu mu? diye soruyor, şarimiz.

24 Ağustos 2017 Perşembe

ÖLMÜŞLER


Korku ve gerilim filmleri iyi gelmiyor. Heyecan için, korku için, germek için, bizleri soluksuz bırakmak için çekilen bu filmler beni üzüyor.

Bu tür kitaplar da üzüyor, ağlatıyor. Ölen insanlara gözyaşı döküyorum. Bir seri katil birkaç kişiyi öldürüyor. Her ölenin ardından üzülmek, ağlamak hiç de kolay değil.

Veya bir terör filmi. Toplu ölümler. O zaman daha da zor. Ölen yüzlerce insan için gözyaşı dökmek hem üzüyor hem de ağla ağla bitmiyor. Gözyaşı kalmıyor insanda.

Ölümlerin olmadığı komediler, aşk filmleri, romanları daha faydalı en azından. Üzmüyor, ağlamak zorunda kalmıyorsunuz her gülenin ardından.

Gözyaşıyla kalsa iyi. Bir de dua var. Bütün romanlarda, filmlerde ölen insanların, kahramanların ardından dua etmek de zor iş. Birkaç kişi olsa iyi. Birkaç roman kahramanı için dua etmek, onların cennette mutlu olmasını dilemek, bu yapılabilir.

Ama ölen onlarca insan için dua etmek, ettiğimiz duaların sonunda her birinin ismini saymak, zorluyor insanı. Onun için izlememek lazım, okumamak lazım bu tür eserleri.

22 Ağustos 2017 Salı

KADER


Kader bizim apartmanda üç numarada oturuyor.

Kader hanım teyze. Bir kızı var evli. İki torunu var. Arada bir onları ziyarete gider.

Hafta sonu kapımı çaldı. Bana bir otobüs bileti alır mısın, diye sordu. Tabii alırım teyzecim, hangi saat olsun, gece mi gündüz mü, kaç numaradan bilet alayım, dedim.

Gündüz gideyim, akşam varayım dedi. Numarayı da sen seç işte diye ekledi.

Olmaz Kader hanım teyze dedim. Biletini alırım ama koltuk numarasını sen seç. Ya neden ki, alıver işte dedi.

Yok dedim teyzecim. Numarasını ben seçmem, sen seç. Diyelim aldım işte, üç numara veya otuzüç numara, sonra mesela kaza oldu, senin ayakların sakatlandı. Sonra ben bunun vicdan azabından kurtulamam ki.

Kaderini bana seçtirme Kader teyze.

21 Ağustos 2017 Pazartesi

ŞARKI DALGASI


Elyon-Andante
Stavros Lantsias-Vals of the Eyes
Ai Wa Hana/Kimi Wa Sono Tane/Harumi Miyako-Only Yesterday
Joan Osborne-What If God Was One Of Us
Fanny de Aguiar-Sinking Deep
Alina Orlova-Vaiduokliai
Şebnem Ferah-Benim Adım Orman
Sevcan Orhan-Bahçada Yeşil Çınar
Bergen-Sen Affetsen Ben Affetmem
Sedef Güneş-Gel Ulan Başım Belada
Violetta-Video Musical "Luz, camara, accion"
İnce Saz-Çok Aşığın Var Diyorlar
Jealous of the Birds-Tonight I Feel Like Kafka
Gökhan Özen-Sen De Çekip Gitme Dayan Be Umudum
Cengiz Kurtoğlu/Hakan Altun-Yorgun Yıllarım
Trella-Crash
Beşinci Mevsim-Kırık Oyuncak
Funda Arar-Hayatın Hesabı
No Method-Let Me Go
Güven Yüreyi-Sen Maşallah

20 Ağustos 2017 Pazar

KİTAPLAR ARASINDA 5


İki Kişilik Rüyalar, Fatma Barbarosoğlu
Karaduygun, Sema Kaygusuz
Kuzgunun Şarkısı, Neslihan Acu
Bazen Hayat, Sine Ergün
Burası Tekin Değil, Sine Ergün
Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz
Aşkın Gölgesi, Gülşah Elikbank
Beni Çocukluğumdan Öp, Günhan Kuşkanat
Civan, Müge İplikçi
Gelmiş Bulundum, Edip Cansever
Bir Umuttan Bir Sevinçten, Refik Durbaş
Yaz Geçer, Murathan Mungan
Bahar ve Şehla, Ahmet Telli
Zen Ustaları, Kafka Yayınları
Yunus Emre Divanı'ndan Seçmeler, Büyük Adım Yayınları
Zen Eti Zen Kemiği, Paul Reps
Yasımı Tutacaksın, Lapierre ve Collins
Türkiye Rock Tarihi 1, Güven Erkin Erkal
Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm
Kalplerin Azığı, Ebu Talib El-Mekki

Dört dörtlük kitapları yazmaya devam ediyorum.

19 Ağustos 2017 Cumartesi

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR 8


GÜLKURUSU ÖYKÜLER

Gonca Keskin

Sevgili arkadaşımızdan hayret verici bir ilk kitap. Baştan sona biraz hüzünlü bir edebiyat eseri.

Öncelikle ismi çok iyi ve nostaljik. Yazar sanki defterinin arasında sakladığı gülkurusu öykülerini sunmuş bize.

İlk bölümde kısa öyküler var. Öykülerin hemen hepsi buruk acı. Hastalıklar, acılar, ayrılıklar, deprem, aile, kadınlık sorunları gibi hemen hemen tümü günümüzün genel sosyal konuları olan bazı ortak yaşamsal kodlarımızı arkasına alan minik öyküler. Hepsi hüzünlü ama yazarın bize sunuş tarzı onları hüzünlü olmaktan çıkarıp edebi bir tada götürüyor.

Minik öyküler ancak üstünde titizlikle durulduğu belli. Edebi tat tabii ki sözcüklerden ve onların gündelik konuşma dilinden çıkıp soyut ve edebi bir anlama ulaşmasından geliyor. Hepimizin yaşadığı olayları sanki biraz şiirsel gerçekçi bir atmosferde okuyoruz.

İkinci bölümde ise yazarımız iç seslerini, kendi deyimiyle hiç seslerini bize açmış. Bu kısa yazılar daha kişisel ve yazarın sevdiği insanlara bir seslenişi, yazılı bir saygı gösterisi.

Yani kitap hem evrensel hem de kişisel. İlk bölüm edebiyat ikinci bölüm edebi günlük gibi okunabilir.

Bir ilk kitap için çıtası çok yüksek bir çalışma. Arkadaşımızı kutluyoruz. Yine yazsın.

Not:4/4


Arkadaşımız, blogunda kitabı nasıl yazdığını da anlatıyor. Gonca, çok eski blog arkadaşımız. Bir blogunda kişisel yazıyor diğer blogunda okuduğu kitapları.

18 Ağustos 2017 Cuma

FİLM SEÇKİSİ 21



KARANLIK SIRLAR

TWO SISTERS, 2003, Güney Kore

İlginç bir korku filmi. İki kızkardeş hastaneden eve gelirler, evde babaları ve üvey anneleri vardır. Kızlar ile üvey anne arasındaki ilişki nefret doludur. Ölümcül bir savaş başlar. Korku sevenler için iyi. Not:3/4

HAYATTA KAL

Eden, 2014, İspanya

Amerikan futbol takımı bir uçak kazası sonucunda bir adaya düşer ve adada yaşam mücadelesi verirler. Hırsları nedeniyle birbirleriyle de savaşmak durumundadırlar. İzlenebilir aksiyon. Not:3/4

CENNET

Eden, 2014, Fransa

Elveda Sevgilim, Gelecek Günler gibi filmlerini sevdiğimiz Mia Hansen-Love’dan bu kez bir müzik filmi. 90’lar müziğini anlatan filmde bir DJ’nin yaşamını izliyoruz. O günlerin house ve club müziği işleniyor. Not:3/4

ZOMBİ EKSPRESİ

Busanhaeng, 2016, Güney Kore

Nefis bir zombi filmi. Bir virüs nedeniyle herkes zombileşir. İnsan kalan birkaç kişi bir trene binip kaçmak isterler. Zombiler buna izin vermez. Amerikan ve İtalyan zombi filmlerinden daha eğlenceli. Not:3/4

17 Ağustos 2017 Perşembe

TAŞ KINASI



Taş kınası taştan yapılıyor. Eğlence için.

Taşın şekline bağlı. Uygun taş bulununca yapılıyor.

Taşın üstüne tükürüyoruz. Yine taşla tükürüğün üstünü yuvarlıyoruz. Rengini alana dek tükürmeye devam ediyoruz. Kına iyi tutsun diye. Yani kına, tükürük ve taştan yapılıyor.

Sonra da o taşla kınayı elimize sürüyoruz.

Yani işte, taşın üstünde tükürükle kına yapılıyor. İnsan kına olup da eline sürülünce çok şaşırıyor. Kına yapıldıktan sonra on dakika bekletilirse daha çok kalıcı oluyor.

Az beklersen üç gün sonra kayboluyor. Uzun sürmesi için biraz beklemek lazım. Eline sürüp koklayınca gerçekten de kına kokuyor.

Taşın beyaz kısmına kendi tükürüğümüzü yapıyoruz, sonra taşın üzerinde yuvarlayınca kına kendiliğinden oluyor.


16 Ağustos 2017 Çarşamba

MERYEM



Yeni yazlık dizilerden Meryem henüz üçüncü bölümde ama çok heyecanlı ilerliyor.

Kore dizisi uyarlaması olan dizide aşk var ölüm var ihanet var intikam var gizem var. Yani sürükleyici bir dizi için her şey var.

Bir genç savcı araba kazası yapar. Yanında da sevdiği kız vardır. Kazada bir kadın ölür. Savcının sevdiği kız Meryem, sevdiği erkek için bir fedakarlık yapar ve suçu üstüne alır, hapise girer.

Savcı, suçunu gizlemek için elinden geleni yapar. Ölen kadının sevdiği erkek ise Meryem’in peşindedir. Onun hayatını karartmak ister. Meryem’in aslında bir suçu yoktur ama sessiz kalmayı seçer.

Elbette, olayın arkasında başka gizemli durumlar da vardır. Olaya karışan herkes olayı çözmek veya kapatmak ister.

Dizi, sürekli olarak dramatik olaylarla ilerliyor. Çıkar çatışmaları insanlara bir dolu yanlış kararlar verdiriyor.

Kurgu heyecanlı, hiç sıkmıyor, aksine ne olacak acaba diyerek bölümlerin sonuna geliniyor.

Kalp Atışı, Ateş Böceği, Dolunay gibi yumuşak dizilerin yanında bir de sert dizi iyi geliyor.

15 Ağustos 2017 Salı

ARMUT AĞACI


İki amcam kendi işleri yanında bahçecilik yapmayı da severler.

İkisi de armut yetiştirmeye karar verdi. İki bahçe aldılar ve ağaçları diktiler.

Birinin armutları iri, sulu, güzel oldu. Diğerinin ise armutları küçücük oldu.

Küçük olan tabii ki buna kafayı taktı. Kardeşini aldatmaya karar verdi. Bir gün, büyük ve sulu armutlar alıp kendi bahçesine gitti ve küçük armutlar yerine büyükleri astı. Hepsini iğneyle, bantla dallara yapıştırdı.

Ertesi gün akşamüstü, hava kararırken kardeşini de alıp bahçesine götürdü. Kardeşi, alacakaranlıkta ağaçlara baktı ve şaştı kaldı. Nasıl becerdin diye sordu. Armutları ellemek aklına gelmemişti.

Ertesi gün gündüz gözüyle bahçeye gidince gerçeği anladı. Sonra da çok güldüler.

14 Ağustos 2017 Pazartesi

PEYNİRLİ PATLICAN KIZARTMASI



Bir bostan patlıcanı bir parmak kalınlığında yuvarlaklar halinde kesilir. Kızartılırlar.

Bir tabağa kağıt havlu konur, kızarttığımız patlıcan dilimleri üstüne konur, yağı çeksin diye.

Bir kapta tulum loru, maydonoz, karabiber karıştırılır.

Ayrı bir kapta iki yumurta kırılr, iyice karıştırılır.

Her bir iki patlıcan diliminin arasına lor karışımı konur, hamburger gibi.

Sonra yumurtaya bulanır ve tekrar kızartılırlar.

En sonda istenirse üzerlerine maydonoz da serpiştirilebilir.

12 Ağustos 2017 Cumartesi

YENİ BİR HAYAT



Halit Ertuğrul

Nesil Yayınları

Halit Ertuğrul hoca, çok sayıda kitabı olan ve kitapları da çok satan bir öğretmen. Kendisi bir eğitimci olduğu için kitapları da romanları da biraz ders gibi.

Çok okunan ve tutulan romanları var. Bu romanlar genelde çok sayıda kişiye rehber olan, ışık tutan kitaplar. Bu nedenle, ona mektup yazan da çok.

Bu mektupların her biri birer ibret öyküsü gibi. Kendilerinin yanlış yollarda olduğunu düşünen özellikle çok genç insanlar, Halit Ertuğrul hocanın bazı kitaplarını okuyarak, örneğin Kendini Arayan Adam, değişime uğruyorlar, kendilerinin doğru buldukları yönde hayatlarını değiştiriyorlar, hemen hemen hepsi de kendini dine veriyor.

Bu kitapta da çeşitli zamanlarda hocamıza yazılan mektuplar var. Hemen hemen tümü dramatik hayatlar bu mektuplarda yer alanlar. Örneğin, hayatı ciddiye almayan ve çok para harcayan genç kızlar. Mektupları yazanlar, hocamıza, onun kitapları yoluyla nasıl bambaşka biri olduklarını anlatıyor.

Bu kitap da diğer kitapları gibi, kolay okunan, hafif bir eser. Ancak, içerikler, yani mektuplar yoğun hepsi. Kitap, 52. baskısında. Bu da herhalde, bizlerin her zaman arayışta olduğumuzu gösteriyor.

Hocamızın kitapları, kendi içinde bir tür. Eğitici kitaplar.

Not:2/4

11 Ağustos 2017 Cuma

MÜZİK



Della Miles-Yalnızım Ben
Zamiq Hüseynov-Kaman
David Guetta-Hey Mama
Major Lazer and DJ Snake-Lean On
Punch-Stay With Me
Yalın-Kader Ne Söylüyorsa
Charlie Puth-We Don't Talk Anymore
The Piano Guys/Lindsey Stirling-Mission Impossible
2NE1-Come Back Home
G Dragon-Süperstar
Snow Patrol-Called Out in the Dark
Lemon Tree-Fools Garden
Winner-Really Really
Bee Gees-Holiday
10cc-Things We Do for Love
Maximilian Hecker-The Whereabouts of Love
Dick and Jane-Sidney York
Reamonn-Tonight
Elif Çağlar-Jamaica
Elif Çağlar-You Got Me

9 Ağustos 2017 Çarşamba

PAL SOKAĞI ÇOCUKLARI



Ferenç Molnar

YKY Yayınları

Tüm zamanların en iyi çocuk romanlarından biri.

Budapeşte’de geçen romanda bir grup çocuk bir arsada toplanıp çeşitli oyunlar oynarlar. Aralarında rütbeler de vardır. Komutan, subaylar ve erler. Aslında bir tane er vardır. O da en küçükleri Nemeçek. En küçükleri olmasına rağmen arsayı ve arkadaşlarını en çok seven ve benimseyen de odur.

Nemeçek’in grubunun başkanı da Boka’dır. Nemeçek, Boka’ya çok bağlıdır. Bu bir grup çocuk fakir ailelerin çocuklarıdır. Okul dışında arsada zaman geçirirler. Bir gün zengin çocukların çetesi, bizimkilerin arsasını ele geçirmek ister. Ve iki çete arasında bir savaş başlar.

Romanda geçen yer adları hepsi gerçek. Yıllar sonra Budapeşte’de bu çocukların heykelleri de dikilmiş. Nemeçek, Boka ve arkadaşlarının hikayesi sevimli, hüzünlü bir arkadaşlık öyküsü.

Pal Sokağı Çocukları dünya çocuk klasikleri arasında en sevilenlerden biri. Çok da duygusal bir roman. Ancak, Küçük Prens, Peter Pan gibi klasiklerle birlikte anılabilecek ve unutulmayacak, defalarca okunacak bir başyapıt.

Not:4/4